Çürümenin Kitabı
“Çürümenin Kitabı” ile ilgili aldığım notları ve düşüncelerimi paylaşmak için yazıyorum.
Friend linkten yazının tamamını ücretli üye olmadan okuyabilirsiniz:
Merhaba,
Hiç elinizdeki kitaplar için çapraz okuma yapıyor musunuz, konu bağımlı ya da konu bağımsız, yani aynı ya da farklı konuda olabilir. Ben bir kitaba saplanıp kalınca hemen bir kaçış noktası olarak bunu deniyorum:). İşe yarayabiliyor.
Mesela bu kitap, Çürümenin Kitabı hesaplarımdan daha uzun sürede takılıp kaldığımı görünce başka tarih kitapları vardı bekleyen vallahi onları bitirdim, bunda hala patinaj çekiyorum.
Bu kitap çok yoğun kötümserlik hissettiğim bir kitap, hissetmek eksik kelam teneffüs ettiğim diyebilirim:).
E.M.Cioran muazzam bir kitap yazmış, kasvete gark oluyorsunuz. Yani Schopenhauer ve Nietzsche rahmet okutacak cinsten gibi geldi:).
Yazar, 1911 -1995 yılları arası yaşamış. Bir dönem Hitler sempatizanı olmuş, sonra Paris’e gidiyor, felsefe ile ilgili eserler veriyor. Yani pesimistik olmanın, kötümserliğin resmini çizse muazzam olabilirdi. Dünyanın en depresif filozofu denebilir mi bilmiyorum ama bence en büyüklerinden biri olabilir.
Emil Mihai Cioran, Rumen filozof, deneme yazarı ve tanınmış 20. yy. retorik sentezcisidir. Eserlerinin bir bölümünü Fransızca bir bölümünü ise Rumence kaleme almıştır
Kitap altı kısımdan oluşuyor. Her biri ayrı kitap olabilirmiş bence sayfa sayısı az ama sayfa sizi esir alıyor. Yazarın tamamen kendi düşünceleri üzerinden değerlendirmelerini, çıkarımlarını okuyorsunuz.
“Hiçbir şeyi keşfetmedim. Ben sadece kendi hislerimin sekreteri olmaya devam ettim”
Yani, böyle okuyorsunuz tak diye ifadeler sizi vuruyor, örnekler ve tahliller çok çarpıcı, bu tür kitapları okumayı severseniz eğer, başarılı diyebilirim.
“Seven kişi aşkı incelemez, harekete geçen kişi eylem üzerine hiç düşünmez: insanoğlunu araştırıyor olmam, olmaktan çıktığı içindir; kendi kendimi incelemem de artık “ben” olmadığımdan: tıpkı diğerleri gibi nesne haline gelirim. imanını tartan mümin sonunda terazinin üzerine Tanrı’yı koyar ve ancak yitirme korkusuyla coşkusunu ayakta tutar.
Yani kitaptan resmen karamsarlık akıyor, satırlardan damlıyor. Ruhunuz daralıyor, kasvet ve efkar seven bir insan bile olsanız, bu çok fazla diyorsunuz. Kaldırıp atıyorsunuz kitabı, sonra tekrar okuyorsunuz ve bundan dolayı belki, kitabı okurken zor ilerliyorsunuz.
İnsanın yalnızlığı, hele bu teknoloji, akıllı cihazlar, sosyal medyaya hapsolmuş çağdaş insanın bu görkemli yalnızlığına dair noktalar bulabilir bence okuyanlar. Yazarın tahlilleri ve yer yer eleştirileri başarılı.
Acayip kasvetlere gark eden cümleler her an karşınıza çıkabiliyor okurken, bu da sizi yavaşlatıyor, ne okudum ben deyip, bir daha okuyorsunuz:
“Özgür olmayı deneyin; açlıktan ölürsünüz. bütün aşağılanmalarımız açlıktan ölmeye karar veremememizden gelir.”
Benim felsefe ile aram pek iyi değildir, felsefe kitapları da favori kitaplarım değildir ama bu kitap başka bir şey. Varoluş üzerine keskin yargıları ve aforizmaları her sayfada bulabiliyorsunuz. Yazar, varoluşun en büyük hediyelerinden birini dilediği zaman intihar etme özgürlüğü olduğunu belirtiyor. Yani kitabı okumaya çalışıken düşünüyorum nasıl bir ruh hali varmış yazarın, ne yaşamış bu kadar ki bu kadar efkar ve kasveti yoğurmuş satırlarında.
“Dinden uzaklaştığında bile insan dine tâbi kalır; bütün çabasıyla tanrı benzerleri yaratır, sonra da benimser bunları ateşlilikle: içindeki kurgu ihtiyacı, mitoloji ihtiyacı, apaçık gerçeğin ve gülünçlüğün üstesinden gelir.”
Okuyup, anlayabildiklerimi paylaşmak istedim. Böyle normal sürede okunamayacak, varoluş ile ilgili aslında farklı bir kitap, meraklısına öneririm.
