Ofis Altından Notlar
“Sevdiğin bir iş seçersen, yaşamında bir gün bile çalışmış olmazsın.”
Konfüçyüs
Alarm çalar, bir kaç çaresiz ertelemenin ardından yarı açık gözlerle yataktan kalkılır. Akşam saatlerine kadar sürecek olan mesai başlamıştır artık. Kafada yapılacak olan işlerin listesi dönerken evden çıkılır. Şehirde hayat çoktan başlamıştır. Görevine programlanmış yüzbinlerce çalışan kentin sokaklarında koşuşturma halindedir. Kalabalığın içinde kaybolarak her biri görev yerlerine intikal ederler ve güçleri tükenene kadar görevlerini yaparlar.
Bilim kurgu filmi gibi bir anlatım oldu değil mi?
Aslına bakarsak her birimizin neredeyse her gün yaşadığı durum buna benzer. Yazı; çalışma hayatının ne kadar mekanikleştiğine dair bir modernite eleştirisi olmayacak, merak etmeyin. Çalışmak her zaman bir zorunluluk olmuştur, buna hiç bir eleştirim yok. Yaptığımız işi nasıl daha keyifli hale getirebiliriz, yataktan yarı açık gözlerle değil de nasıl uyanık gözlerle kalkarız sorularının cevabını aramak üzerine bir yazı okuyor olacaksınız.

Geriye dönüp baktığımda kendi işimi yapmaya başlayalı tam 6 yıl olmuş. İlk seneler yeni şirket kurmanın verdiği heyecanla enerjimiz çok yüksekti. Anlaşması yapılan küçük bir proje bile insanı haftalarca motive halde tutabiliyordu. Sonraları farketmeye başladık ki enerji sürekli üst seviyelerde kalamıyor. İniş, çıkışlar yaşanabiliyor. İnsanı zinde tutan hedefleri bile bir müddet sonra etkisini yitirebiliyor. Peki nasıl oluyor da başarılı insanlar her gün büyük bir heyecanla yataktan kalkabiliyor?
Bu hayata ne için geldin diye bir soru ile muhatap olsak bir çoğumuz “çalışmak için” demeyecektir. Her birimizin bu hayattan farklı beklentileri olabilir ve bu doğaldır. Fakat beklentiler değişse de bir çoğumuzun yaşadığı ortak bir hayat var; çalışma hayatı.
Öğrenciliği de içine katacak olursak ömrümüzün neredeyse yarısı çalışmak ile geçiyor.
İnsan rutinlerine yenilik katmayı başaramazsa sıkılır, hatta bıkar. İşini ne kadar seviyor olursa olsun bayağılık söz konusu olduğunda insan normal olarak üretkenliğini yitirir. Yaptığı işe, çalıştığı ortama, kullandığı metotlara yenilik katmadığı müddetçe sıradanlığın pençesinden kurtulamaz.
“Bırakıcam işi gücü, çok sıkıldım, yerleşicem dağın başına, doğayla bütünleşicem” demeye durur.
Gerek kendi işimde gerekse de diğer firmalarda gözlemlediğim bazı noktalar var. Aşağıda saydığım maddelerden bir kaçını hayata geçirmeyi başarmış olan firma mensupları oldukça keyifli ve verimli bir ortamda çalışma imkanına sahip oluyorlar.
Başlayalım…
Hedef Odaklı Çalışın
Hedefi olmayan her uğraş rüzgarda savrulan bir yaprak gibidir. Nereye konacağını rüzgar belirler.
Kısa vadeli ve uzun vadeli hedefler koyarak işinizi daha zevkli hale getirebilirsiniz. Kendinize sormanız gereken en önemli soru şu olmalı; “ben ne istiyorum?” Ulaşmak istediklerinizi, değer yargılarınızla harmanlayıp gerçekten ulaşmak istediğiniz hedefleri somut bir şekilde tanımlamak sizi her gün yataktan heyecanla kaldıracaktır.
Markalaşmaya Önem Verin
Yapılan satışlardan, elde edilen cirolardan daha tatmin edici bir şey nedir derseniz ben ona “markalaşma” derim. Markalaşma yolculuğu çok keyiflidir. Kişisel veya kurumsal markalar oluşturma çalışmaları işinize büyük bir zevk katacak. Görsel iletişiminizden, kurumsal kimliğinize, logonuza, sloganınıza, renklerinize, vurgularınıza varana kadar çok kapsamlı bir konu “marka”. Bunun için illa devasa bir firma olmanıza gerek yok. Kişisel olarak bile kendi markanızı oluşturabilirsiniz.
Çalışma Ortamınızı Düzenleyin
Düzen konusunda sıkıntılar yaşayan biri olarak söylemeliyim ki fiziki düzen bir çalışma ortamının keyfini ve verimliliği doğrudan etkiliyor. Akşam çıkarken masayı toplayıp çıkmışsam ertesi gün bulduğum düzen benim o güne daha olumlu başlamamı sağlıyor. Sabahın en verimli saatlerini bişeyler arayarak veya masamı düzenlemeye çalışmakla geçirmemiş oluyorum. Ofiste mangal yaptığımız akşamların ertesi günü ise tam bir kaos. O gün herkesin önceliği ofis dışındaki işlerini halletmek oluyor. Kimse sabah işe gelip de bir savaş alanını düzenlemek istemez. Neyse ki temizlik firmaları var. :)
Takım Arkadaşlarınızla İletişiminizi Güçlendirin
Takım arkadaşlığı, şirket içi iletişim gibi konular açıldığında aklıma ilk gelen şey mesleğe başladığım firma oluyor. Mükemmel bir arkadaşlık ortamı vardı. Benzer yaşlarda ve aynı mesleğe sahip bir grup mühendistik. Hala buluşur o günleri anarız. 6 yıldır aynı hedefe baş koyduğum ortağımla her gün bir şekilde o günler hatırımıza gelir.
Oldukça stresli işler yapıyor olmamıza rağmen çalıştığımız yerdeki güçlü insan ilişkileri bize yaptığımız işi sevdirmişti. Aynı sektörde hayatımıza kendi işimizi yaparak devam edecek motivasyonu kazanmamızda o atmosferin katkısı çok büyüktür. Hem keyifli, hem öğretici bir ortamdı.
Bir iş yerinde samimi ve açık bir iletişim ortamı varsa o iş yeri herkesin zevkle çalıştığı bir yer halini alıyor. Bu da müthiş bir motivasyon ve verimlilik demek.
Kurumsal İletişime Yatırım Yapın
İşim gereği genelde kurumsal firma temsilcileriyle görüşmeler yapıyorum. Kurumsal iletişimini sağlayabilmiş firma çalışanlarının çok daha etkili, verimli ve mutlu çalıştıklarını gözlemliyorum. Üzerlerinde barındırdıkları olumlu hava karşı tarafa da sirayet ediyor. Dolayısıyla etkili iş birliktelikleri kurulabiliyor.
Oyun Alanları İnşa Edin
Boşa geçirilen 10 dakikanın bile mutsuzluğunu yaşayan biri olarak şunu söylemeliyim; biraz boşa zaman geçirin. Kafanızı toplayabileceğiniz alanlar inşa edin. Birlikte çalıştığınız insanlarla iletişim kanallarını açan aktiviteler yapın. Oyun oynayın. Biz en verimli toplantıları son zamanlarda bilardo masasının etrafında yapıyoruz.
Bu noktada mükemmel bir çalışma alanı inşa eden değerli bir dostumun girişimini de anmak isterim.
Bkz: Endüstriyel Tasarım | Huss Engineering | Bursa

2.Kare’de Çalışın
Eisenhower matrisini incelediğim önceki yazımda zamanın aciliyet ve önem ekseninde 4 farklı noktaya ayrıldığını anlatmıştım. 4 alandan en etkili olanın ise acil olmayan ama önemli olan işlerin bulunduğu 2. kare etkinlikleri olduğunu detaylı bir şekilde incelemiştik. Merak edenler o yazıma da göz atabilirler.
2. kare eylemleri işinize değer katan, kişisel gelişiminize odaklı ve uzun vadede size başarıyı getirecek olan aktivitelerdir. Stratejik bağlantılar kurma, işinizle ilgili yeni teknolojileri araştırma, markalaşma çalışmaları, dijitalleşme, kitap okuma, yabancı dil öğrenme gibi aktiviteler acil değildir ama önemlidir. İş hayatının koşturmacasında da genelde acil işlerin yoğunluğundan hep ertelenir. Mesainizde ne kadar 2. kare eylemleriyle haşır neşir olursanız yaptığınız işe o kadar değer katarsınız ve bir o kadar da işinizi eğlenceli hale getirirsiniz.
Çalışmak ve üretken olmak zorundayız. Bu en başta yaratılışımıza sonrasında ülkemize, ailemize ve benliğimize karşı sorumluluğumuzdur. Yaptığımız işi sevdiğimiz ölçüde daha üretken ve etkili bir insan oluruz. Mutsuz bir şekilde çalışılan veya zoraki yapılan hiçbir eylemden olumlu sonuçlar beklemek doğru olmaz. Yukarıda bahsettiğim maddeleri bu açıdan oldukça önemsiyorum.
Sizlerin de ekleyeceği maddeler veya farklı geri bildirimleriniz olursa sosyal medya hesaplarım üzerinden ya da [email protected] mail adresimden benimle iletişime geçebilirsiniz. Yazıyı beğendiyseniz “Alkışla” butonuna birkaç kez tıklamayı lütfen unutmayın.
Diğer yazılarıma da göz atabilirsiniz;
