avatarUluc Aydemir

Free AI web copilot to create summaries, insights and extended knowledge, download it at here

4500

Abstract

milyoner olmak için oldukça genç sayılabilecek bir yaşta 10 milyon dolarlık bir gelir elde ediyor.</p><p id="33fe">Bu noktadan sonra ise işler 39 yaşındaki Bloomberg için biraz karışmaya başlıyor. Şirket Michael’a geçmiş katkıları için teşekkür edip exit parasını da alıp ayrılmasını söylüyor. Dönüp geçmişe baktığında Bloomberg, <b>Salomon Brothers’ın kendine hayattaki en büyük iki iyiliği yaptığını söylüyor. Onu işe almak ve kovmak.</b></p><p id="3b8d">Yine de o gün itibariyle hislerinin bu yönde olmadığını; her ne kadar sana aslında başarılı olduğun söylense de cebine yüklü miktar para konsa da <b>reddedilmenin insana dayanması güç bir acı ve egonun derinliklerinde iyileşmesi güç izler</b> bıraktığını belirtiyor.</p><h2 id="d138">Nike’ın Sloganı Doğru Söylüyor</h2><p id="5aec">Şimdi önünde iki seçenek olan Michael ya emeklilik hayatını seçip ömrünün kalan kısmını neden kovulduğunu düşünerek kendine acır ve sefil bir şekilde heba edecek ya da hayatına devam edip elindeki pek de fena olmayan imkanlarla sıfırdan birşey inşa edecekti.</p><p id="b485">Tarihin bize gösterdiği Bloomberg’in ikinci yolu seçmiş olduğu. O günlere geri dönüp baktığında Michael, <b>Nike’ın efsanevi sloganına atıfta bulunarak sadece ilerlemek gerektiği</b>, böyle bir durumda çok fazla düşünmenin ve plan yapmanın bir faydası olmadığını söylüyor.</p><h2 id="218c">Market Master’dan Bloomberg İmparatorluğuna</h2><p id="8f0c">1982 yılında, Amerika yine bir resesyon ile boğuşurken Michael, Market Systems adlı şirketini kuruyor ve yeni terminaline “Market Master” adını veriyor.</p><p id="0b6b">NY Times o tarihte, ekonomik kriz sırasında cesur adımlar atarak yeni şirketler kuran girişimcilere yer verdiği bir yazı dizisi hazırlıyor. Bloomberg de bu röportajların bir parçası oluyor ve yaşanan sürece ve neden bu ortamda yeni bir işe giriştiğine dair görüşlerini paylaşıyor: “<b>Bu tarz zamanlarda çok büyük yatırımlar gerektiren çok büyük şirketler kuramazsınız. Fakat iyi bir fikre sahip, inanmış birkaç başarılı kişiyi bir araya getirebilirseniz küçük bir şirket kurabilirsiniz.</b> Diğer sorulması gereken soru ise şirketler neden batıyor? Hali hazırda var olan şirketler, insanların bu öngörülemeyen zamanlarda harcamayı kesmesi ya da satın alma davranışını değiştirmesi sebebiyle batıyorlar. Bu durumun kriz sırasında kurulan yeni şirketlerle bağdaşan bir yanı yok. Çünkü bu şirketler zaten var olan bilgiler dahilinde mevcut sorunlara çözüm getirmek için yeni bir girişime başlıyorlar.”</p><p id="f367">Bloomberg inandığı bu fikirler ışığında kurduğu yeni şirketiyle Wall Street’teki hemen hemen her kurumun kapısını çalıyor. Destek aldığı tek yer ise ünlü yatırım bankası Merrill Lynch oluyor. Banka, Street’teki birçok kurum gibi kendi in-house sistemi üzerinde çalışıyor olsa da işlerin istedikleri gibi gitmeme ihtimaline karşı 20 tane “Market Master” terminal siparişi veriyor. <b>Michael Bloomberg bugün dahi Merrill Lynch’e müteşekkir olduğunu ve hayallerinin gerçeğe dönmesini sağlayanın bu 20 adetlik başlangıç siparişi olduğunu söylüyor.</b></p><p id="8204">1991 yılında bu kez Forbes dergisi Bloomberg’ü kapağına taşıyor ve o tarihte 14,000 terminali olan şirketin, 70,000 terminal kullanıcısına sahip Quatron(Citibank) ve 185,000 terminali olan Reuters gibi büyük rakipleriyle nasıl başa çıkacağı ele alınıyor. Kapak fotoğrafının yanındaysa Michael’a ait şu sözlere yer veriliyor: <b>“Ne zaman bir işi uzun süredir yapan bir şirket görseniz, size garanti ederim ki tamamen dışardan yeni birisi gelip aynı işi çok daha iyi şekilde yapabilir.”</b></p><p id="5a07">Michael, Salomon Brothers’dan kovulmanın etkisini kariyerinin kalan yıllarında fazlasıyla taşımaya devam ediyor. İşine tutkuyla bağlı olan Bloomberg, zaman zaman aşırı derecede rekabetçi bir tavıra bürünebiliyor. Şirket çalışanlarına yaptığı bir konuşmada <b>“eğer bizi terk edip giderseniz size hayatta başarılar dilemeyeceğim, sizin için veda partisi düzenlemeyeceğim; çünkü siz hainsiniz, bu şirkete ve onun çalışanlarına zarar vermek istiyorsunuz, sizin amacınız çalışanların evlerine ekmek götürmesine engel olmak”</b> şeklinde açıkça aşırıya kaçan yorumlarda bulunuyor. Bu ve benzeri yorumları kendisine sorulduğunda da aslında Bloomberg oldukça dürüst bir şekilde kendisini tanıdığını belli ederek, <b>hayatta tekrarlayan (tesadüfi olmayan) başarılara sahip olan insanların tamamının aşağılık kompleksine sahip olduğunu</b>, toplum onları bir noktada başarılı olarak görse dahi onların kendilerini bu gözle göremediğini v

Options

e hep daha fazlası için çabaladıklarını söylüyor.</p><h2 id="73a2">Haftanın En Mutlu Gecesi Pazar</h2><p id="a9be">Bloomberg, küçük şirketlere karşı savaşmanın büyüklere kıyasla daha zor olduğuna inanıyordu. Eğer kendine bir rakip seçme hakkı olsaydı büyük şirketi seçerdi. Çünkü bu şirketler kılcal damarlarına kadar işlemiş bürokrasileri ve değişime karşı inanılmaz direnç gösteren yöneticileriyle, derme çatma olsa da birşeyler üretmeye çabalayan küçük şirketlere nazaran yenmesi daha kolay bir rakipti.</p><p id="7deb">Michael kendi şirketinin de büyüdükçe hareket etmesi zorlaşan, hantallaşmış bu yapıya dönüşmesini engellemek için farklı bir kültür yaratmak istedi. Buna göre şirkette kimsenin özel ofisi bulunmuyordu; kimseye havalı unvanlar verilmemişti. Kimse kendi yaptığı satışlar üzerinden bonus almıyordu. Tüm bonuslar şirketin büyümesi üzerinden herkese eşit oranlarda dağıtılıyordu.</p><p id="7500"><b>O yıllarda şirkete katılan bir çalışan, ilk günlerinde kendini dini bir tarikata dahil olmuş gibi hissettiğini söylüyordu. Tüm çalışanlar adeta kendilerini kurucu Bloomberg’ün önderliğine ve şirketin başarısına adamış gibiydi.</b></p><p id="8286">Bloomberg’ün yine aynı yıllarda verdiği bir röportajda; haftanın onun için en mutlu gününün, Pazar günü olduğunu söylediği, çünkü ertesi gün işe gitmek için sabırsızlandığı yer aldı. Bloomberg kendisine bu yorumu sorulduğunda “benim böyle bir söylemim olmadı” dedi. Röportajı yapan gazeteci ise birebir bu sözleri içeren ses kaydının kendisinde olduğunu belirten bir cevap verdi.</p><h2 id="1c71">Merrill Lynch Yatırımının Detayları</h2><p id="abac">Kendisinden sipariş vermeyi kabul eden tek kurum olan Merrill Lynch sunumunda banka düşünmek için altı ay süre istedi. Michael cevap olarak: <b>“altı ay sonra size tamamen bitmiş ürünü getireceğim ve beğenmezseniz almak zorunda değilsiniz” </b>diyerek cevap verdi.</p><p id="508b">Tam olarak altı ay sonra Michael elinde devlet tahvillerine ilişkin karmaşık hesaplamaları yapabilen bitmiş ürünle geri döndü. Merrill, 20 tane terminal almanın yanı sıra çevikliğinden ve adanmışlığından oldukça etkilendiği bu girişimcinin şirketine %30 pay karşılığı, 30 milyon dolar yatırım yaptı. Her ne kadar banka paylarının bir kısmını 90'ların ortasında Bloomberg’e geri satıp şirketteki ortaklığını %12 seviyesine çekmiş olsa da bugün itibariyle Merrill’in yapmış olduğu ilk yatırımın değeri yaklaşık olarak 6.8 milyar dolardır.</p><h2 id="e5ed">Bilgi Güçtür</h2><p id="f5a2">Bloomberg, Wall Street’e ilk geldiği yıllarda ve hatta Salomon Brothers ile yollarının ayrılmak üzere olduğu zaman dahi piyasaya ilişkin tüm bilginin sell-side tarafında -yatırım bankaları ve underwriterlar- olduğunu; buy-side’ın ise -müşterileri ya da kendi adlarına yatırım kararı alan kesimin- bilgiye erişemediğini söylüyor. Kendisinin bu yola çıkarken aslında ürününü tamamen buy-side için tasarladığını, şartları tamamen eşitleyemecek olsa bile bilgiye erişimi kolaylaştırarak en azından oyunu biraz daha adil hale getirmeyi planladığını belirtiyor.</p><h2 id="ac44">Neden Bu Kadar Başarılı?</h2><p id="81ed">Michael kendi başarısının sırrını, hem ürünü hem de müşteriyi özgün bir şekilde anlamaya bağlıyor.</p><p id="b5f5"><b>“Dışarıda bir yerlerde benden daha iyi traderlar ve benden daha iyi bilgisayardan anlayan insanlar olabilir. Ama dışarıdaki hiç kimse her ikisinden de benim anladığım kadar anlayamaz.”</b></p><p id="a8f7">Reuters gibi en büyük rakipleri sattıkları terminallerin üzerine her ek hizmet için ekstra ücret talep ederken, Bloomberg o tarihlerde aylık 1000 dolar olan ücretini 8 sene boyunca değiştirmeyip; hemen hemen her gün bu fiyatın içerisine dahil yeni bir hizmeti devreye sokuyordu. LinkedIn ve benzeri kariyer portallarının olmadığı yıllarda, işsiz bir arkadaşına yardım etmek için terminaldeki iş ilanlarını günlük kontrol edip çıktısına alan bir trader dahi vardı.</p><p id="1c5c">Bloomberg bunlarla da yetinmedi ve bir adım daha öteye gitti. Müşterilerine ham bilgiyi sağlamanın yanı sıra onlara öngörü sağlayan analizler de sundu. Örnek olarak benzer vadedeki tahvilleri bir getiri eğrisi üzerine yerleştirip bilgi sahibi olmak istediğiniz tahvilin eşdeğerlerine göre ucuz mu yoksa pahalı mı olduğunu anlamanızı sağladı.</p><p id="ce01">Bloomberg attığı her adımın müşterilerine katma değer yaratıp yaratmadığına ve şirketin ana işi olan terminalin satılmasına katkı sağlayıp sağlamadığına baktı; bunların dışındaki herşeyi zaman kaybı olarak gördü ve yoksaydı.</p></article></body>

Korona Günlerinde Michael Bloomberg’den Ne Öğrenebiliriz?

Photo by Roberto Júnior on Unsplash

Bloomberg’ü sevebilirsiniz ya da nefret edebilirsiniz. Aslında türkçe yazılan bir yazı için nefret kelimesi biraz ağır kaçmış olabilir. Bizim tapacak ya da lanetleyecek kendi yerel karakterlerimiz fazlasıyla var. Yine de bu yazıyı okumaya değer bulduysanız eminim kendisi hakkında net bir görüşünüz var.

Ama bu yazının amacı özünde kendisinin nasıl bir insan olduğunu analiz etmek değil. Şimdiye kadar içinde yaşadığımız dünyaya dair anladığım nadir şeylerden biri; hiçbir şey ve hiç kimsenin mükemmel olmadığı. O yüzden böyle gereksiz bir arayışa girip yıpranmak yerine ufkumuzun el verdiği ölçüde ulaşabildiğimiz herkesin ve herşeyin kendimizce doğru bulduğumuz, bize ilham veren, değer katan kısımlarını özümseyip geri kalan kısımlarını yok saymak en mantıklı yaklaşım olacaktır. Bu yaklaşımla Michael Bloomberg’ü ele alacak olursak onun yaşamından, felsefesinden ve prensiplerinden tüm dünyanın içerisinden geçmeye devam ettiği ve her gün insanların farklı farklı sınavlarla sınandığı bu dönemde kendimiz için belki küçük bir umut ışığı yaratabiliriz.

Başarının %90'ı Kendini Gösterebilmek

Sanırım bu lafı Woody Allen’den esinlendiğini söyleyerek yıllar önce verdiği bir röportajda kullanıyor ve bu sözü de iki örnekle açıklıyor.

Üniversitenin birinci sınıfıyla ikinci sınıfı arasında Boston’da harçlığını çıkarmak için Amerika’da öğrenciler arasında çok yaygın olduğu üzere yaz için bir iş bakıyor ve MIT, Harvard gibi okullara önümüzdeki dönem gelecek öğrencilere yönelik konaklama imkanı sağlayan bir emlakçıda işe başlıyor.

İnsanların geçimlerini sağlamak için yaptığı ve doğal olarak 9–5 mantığıyla yaklaştığı bu işe Michael her sabah 06.30 civarında gidiyor. Önümüzdeki güz dönemi için ev bakmaya gelenler genelde birkaç günlüğüne Boston’a uğruyorlar ve en kısa zamanda evi tutup yaz tatillerine devam etmek için can atıyorlar. Bu sırada emlakçının yerel gazetedeki ilanını görüp sabah 7'den itibaren bir umutla numarayı çeviriyorlar ve karşı tarafta adının Michael olduğunu söyleyen bir çocuk kendilerine uygun birçok evi olduğunu ve eğer emlakçıya gelirlerse onlara yardımcı olabileceğini söylüyor. Tahmin edildiği üzere çok kısa zaman içinde o yaz kapıdan giren hemen hemen herkes Michael Bloomberg ile görüşmek istediğini söylüyor ve emlakçılık konusunda hiç tecrübesi olmayan bu genç ofisteki birçok deneyimli emlakçıdan daha fazla komisyon geliriyle yaz mevsimini tamamlıyor.

İkinci örnek ise okulu bittikten sonra 1966 yılında Salomon Brothers adında Manhattan’da yer alan küçük çaplı bir yatırım şirketine clerk olarak girmesiyle başlıyor. Michael yine işe sabah 7'de gidiyor ve o saatte trading room’da kendisi dışında sadece şirketin yönetici ortağı olan Billy Salomon oluyor. İkili yeni gelen güne dair piyasa beklentilerini, dün oynanan Yankees-Mets maçını ve daha birçok şeyi diğer traderlar işe gelmeden ve alışmadık şekilde sessiz olan trading katında birbirleriyle paylaşıyorlar.

Michael bu sefer de akşamları saat 6'da çıkan diğer traderların aksine 8'e kadar işte kalıyor ve onunla beraber o saate kadar kalan ve çıkışta onu arabasıyla geçerken uptown tarafına bırakan diğer ortak John Gutfreund ile geçen güne dair yaşananları ve akşamki Giants-Packers maçını kimin kazanacağını konuşuyorlar.

Şirketin taze clerk çalışanı çok kısa süre içerisinde yılların kıdemli traderlarının başaramadığını başarıp şirketin iki yönetici ortağıyla arkadaş oluyor ve 6 sene sonra 1972 yılında şirkette ortak olarak terfi edildiğini, iş arkadaşlarına kodunu da kendi yazdığı ilk terminali aracılığıyla duyuruyor.

Kovulmak Üzerine

Salomon Brothers’da başarılı bir şekilde kariyerine devam eden Michael 1981 yılında şirketin Phibro adında başka bir şirket tarafından satın alınması sonucunda ortak olması sebebiyle o yıllarda milyoner olmak için oldukça genç sayılabilecek bir yaşta 10 milyon dolarlık bir gelir elde ediyor.

Bu noktadan sonra ise işler 39 yaşındaki Bloomberg için biraz karışmaya başlıyor. Şirket Michael’a geçmiş katkıları için teşekkür edip exit parasını da alıp ayrılmasını söylüyor. Dönüp geçmişe baktığında Bloomberg, Salomon Brothers’ın kendine hayattaki en büyük iki iyiliği yaptığını söylüyor. Onu işe almak ve kovmak.

Yine de o gün itibariyle hislerinin bu yönde olmadığını; her ne kadar sana aslında başarılı olduğun söylense de cebine yüklü miktar para konsa da reddedilmenin insana dayanması güç bir acı ve egonun derinliklerinde iyileşmesi güç izler bıraktığını belirtiyor.

Nike’ın Sloganı Doğru Söylüyor

Şimdi önünde iki seçenek olan Michael ya emeklilik hayatını seçip ömrünün kalan kısmını neden kovulduğunu düşünerek kendine acır ve sefil bir şekilde heba edecek ya da hayatına devam edip elindeki pek de fena olmayan imkanlarla sıfırdan birşey inşa edecekti.

Tarihin bize gösterdiği Bloomberg’in ikinci yolu seçmiş olduğu. O günlere geri dönüp baktığında Michael, Nike’ın efsanevi sloganına atıfta bulunarak sadece ilerlemek gerektiği, böyle bir durumda çok fazla düşünmenin ve plan yapmanın bir faydası olmadığını söylüyor.

Market Master’dan Bloomberg İmparatorluğuna

1982 yılında, Amerika yine bir resesyon ile boğuşurken Michael, Market Systems adlı şirketini kuruyor ve yeni terminaline “Market Master” adını veriyor.

NY Times o tarihte, ekonomik kriz sırasında cesur adımlar atarak yeni şirketler kuran girişimcilere yer verdiği bir yazı dizisi hazırlıyor. Bloomberg de bu röportajların bir parçası oluyor ve yaşanan sürece ve neden bu ortamda yeni bir işe giriştiğine dair görüşlerini paylaşıyor: “Bu tarz zamanlarda çok büyük yatırımlar gerektiren çok büyük şirketler kuramazsınız. Fakat iyi bir fikre sahip, inanmış birkaç başarılı kişiyi bir araya getirebilirseniz küçük bir şirket kurabilirsiniz. Diğer sorulması gereken soru ise şirketler neden batıyor? Hali hazırda var olan şirketler, insanların bu öngörülemeyen zamanlarda harcamayı kesmesi ya da satın alma davranışını değiştirmesi sebebiyle batıyorlar. Bu durumun kriz sırasında kurulan yeni şirketlerle bağdaşan bir yanı yok. Çünkü bu şirketler zaten var olan bilgiler dahilinde mevcut sorunlara çözüm getirmek için yeni bir girişime başlıyorlar.”

Bloomberg inandığı bu fikirler ışığında kurduğu yeni şirketiyle Wall Street’teki hemen hemen her kurumun kapısını çalıyor. Destek aldığı tek yer ise ünlü yatırım bankası Merrill Lynch oluyor. Banka, Street’teki birçok kurum gibi kendi in-house sistemi üzerinde çalışıyor olsa da işlerin istedikleri gibi gitmeme ihtimaline karşı 20 tane “Market Master” terminal siparişi veriyor. Michael Bloomberg bugün dahi Merrill Lynch’e müteşekkir olduğunu ve hayallerinin gerçeğe dönmesini sağlayanın bu 20 adetlik başlangıç siparişi olduğunu söylüyor.

1991 yılında bu kez Forbes dergisi Bloomberg’ü kapağına taşıyor ve o tarihte 14,000 terminali olan şirketin, 70,000 terminal kullanıcısına sahip Quatron(Citibank) ve 185,000 terminali olan Reuters gibi büyük rakipleriyle nasıl başa çıkacağı ele alınıyor. Kapak fotoğrafının yanındaysa Michael’a ait şu sözlere yer veriliyor: “Ne zaman bir işi uzun süredir yapan bir şirket görseniz, size garanti ederim ki tamamen dışardan yeni birisi gelip aynı işi çok daha iyi şekilde yapabilir.”

Michael, Salomon Brothers’dan kovulmanın etkisini kariyerinin kalan yıllarında fazlasıyla taşımaya devam ediyor. İşine tutkuyla bağlı olan Bloomberg, zaman zaman aşırı derecede rekabetçi bir tavıra bürünebiliyor. Şirket çalışanlarına yaptığı bir konuşmada “eğer bizi terk edip giderseniz size hayatta başarılar dilemeyeceğim, sizin için veda partisi düzenlemeyeceğim; çünkü siz hainsiniz, bu şirkete ve onun çalışanlarına zarar vermek istiyorsunuz, sizin amacınız çalışanların evlerine ekmek götürmesine engel olmak” şeklinde açıkça aşırıya kaçan yorumlarda bulunuyor. Bu ve benzeri yorumları kendisine sorulduğunda da aslında Bloomberg oldukça dürüst bir şekilde kendisini tanıdığını belli ederek, hayatta tekrarlayan (tesadüfi olmayan) başarılara sahip olan insanların tamamının aşağılık kompleksine sahip olduğunu, toplum onları bir noktada başarılı olarak görse dahi onların kendilerini bu gözle göremediğini ve hep daha fazlası için çabaladıklarını söylüyor.

Haftanın En Mutlu Gecesi Pazar

Bloomberg, küçük şirketlere karşı savaşmanın büyüklere kıyasla daha zor olduğuna inanıyordu. Eğer kendine bir rakip seçme hakkı olsaydı büyük şirketi seçerdi. Çünkü bu şirketler kılcal damarlarına kadar işlemiş bürokrasileri ve değişime karşı inanılmaz direnç gösteren yöneticileriyle, derme çatma olsa da birşeyler üretmeye çabalayan küçük şirketlere nazaran yenmesi daha kolay bir rakipti.

Michael kendi şirketinin de büyüdükçe hareket etmesi zorlaşan, hantallaşmış bu yapıya dönüşmesini engellemek için farklı bir kültür yaratmak istedi. Buna göre şirkette kimsenin özel ofisi bulunmuyordu; kimseye havalı unvanlar verilmemişti. Kimse kendi yaptığı satışlar üzerinden bonus almıyordu. Tüm bonuslar şirketin büyümesi üzerinden herkese eşit oranlarda dağıtılıyordu.

O yıllarda şirkete katılan bir çalışan, ilk günlerinde kendini dini bir tarikata dahil olmuş gibi hissettiğini söylüyordu. Tüm çalışanlar adeta kendilerini kurucu Bloomberg’ün önderliğine ve şirketin başarısına adamış gibiydi.

Bloomberg’ün yine aynı yıllarda verdiği bir röportajda; haftanın onun için en mutlu gününün, Pazar günü olduğunu söylediği, çünkü ertesi gün işe gitmek için sabırsızlandığı yer aldı. Bloomberg kendisine bu yorumu sorulduğunda “benim böyle bir söylemim olmadı” dedi. Röportajı yapan gazeteci ise birebir bu sözleri içeren ses kaydının kendisinde olduğunu belirten bir cevap verdi.

Merrill Lynch Yatırımının Detayları

Kendisinden sipariş vermeyi kabul eden tek kurum olan Merrill Lynch sunumunda banka düşünmek için altı ay süre istedi. Michael cevap olarak: “altı ay sonra size tamamen bitmiş ürünü getireceğim ve beğenmezseniz almak zorunda değilsiniz” diyerek cevap verdi.

Tam olarak altı ay sonra Michael elinde devlet tahvillerine ilişkin karmaşık hesaplamaları yapabilen bitmiş ürünle geri döndü. Merrill, 20 tane terminal almanın yanı sıra çevikliğinden ve adanmışlığından oldukça etkilendiği bu girişimcinin şirketine %30 pay karşılığı, 30 milyon dolar yatırım yaptı. Her ne kadar banka paylarının bir kısmını 90'ların ortasında Bloomberg’e geri satıp şirketteki ortaklığını %12 seviyesine çekmiş olsa da bugün itibariyle Merrill’in yapmış olduğu ilk yatırımın değeri yaklaşık olarak 6.8 milyar dolardır.

Bilgi Güçtür

Bloomberg, Wall Street’e ilk geldiği yıllarda ve hatta Salomon Brothers ile yollarının ayrılmak üzere olduğu zaman dahi piyasaya ilişkin tüm bilginin sell-side tarafında -yatırım bankaları ve underwriterlar- olduğunu; buy-side’ın ise -müşterileri ya da kendi adlarına yatırım kararı alan kesimin- bilgiye erişemediğini söylüyor. Kendisinin bu yola çıkarken aslında ürününü tamamen buy-side için tasarladığını, şartları tamamen eşitleyemecek olsa bile bilgiye erişimi kolaylaştırarak en azından oyunu biraz daha adil hale getirmeyi planladığını belirtiyor.

Neden Bu Kadar Başarılı?

Michael kendi başarısının sırrını, hem ürünü hem de müşteriyi özgün bir şekilde anlamaya bağlıyor.

“Dışarıda bir yerlerde benden daha iyi traderlar ve benden daha iyi bilgisayardan anlayan insanlar olabilir. Ama dışarıdaki hiç kimse her ikisinden de benim anladığım kadar anlayamaz.”

Reuters gibi en büyük rakipleri sattıkları terminallerin üzerine her ek hizmet için ekstra ücret talep ederken, Bloomberg o tarihlerde aylık 1000 dolar olan ücretini 8 sene boyunca değiştirmeyip; hemen hemen her gün bu fiyatın içerisine dahil yeni bir hizmeti devreye sokuyordu. LinkedIn ve benzeri kariyer portallarının olmadığı yıllarda, işsiz bir arkadaşına yardım etmek için terminaldeki iş ilanlarını günlük kontrol edip çıktısına alan bir trader dahi vardı.

Bloomberg bunlarla da yetinmedi ve bir adım daha öteye gitti. Müşterilerine ham bilgiyi sağlamanın yanı sıra onlara öngörü sağlayan analizler de sundu. Örnek olarak benzer vadedeki tahvilleri bir getiri eğrisi üzerine yerleştirip bilgi sahibi olmak istediğiniz tahvilin eşdeğerlerine göre ucuz mu yoksa pahalı mı olduğunu anlamanızı sağladı.

Bloomberg attığı her adımın müşterilerine katma değer yaratıp yaratmadığına ve şirketin ana işi olan terminalin satılmasına katkı sağlayıp sağlamadığına baktı; bunların dışındaki herşeyi zaman kaybı olarak gördü ve yoksaydı.

Startup
Girişimcilik
Kurucu
Fikir
Türkçe
Recommended from ReadMedium