avatarUluc Aydemir

Free AI web copilot to create summaries, insights and extended knowledge, download it at here

7841

Abstract

<p id="dad7">Yorkshire’a geri dönmek üzere Londra’nın meşhur Victoria otobüs terminaline gittiğinde otobüsünü kaçırdığını fark etti. Bir sonraki sefer ertesi gün sabah saatlerindeydi. Cebinde pek parası olmayan Marco sabaha kadar Londra sokaklarında gezmeye mecbur kalmıştı. Başıboş gezerken bir noktada oldukça gösterişli bir restoranın önünden geçtiğini fark etti.</p><p id="dc56">İçeriye baktığında yemeklerin ve tatlıların gümüş çatal bıçak takımlarıyla servis edildiği, puroların yakılıp, şarapların kristal bardaklara doldurulduğu harika bir ortam gördü. Biraz geriye çekilip restoranın adına baktığında Le Gavroche yazısını okudu.</p><p id="a806">O an karar verdi. Sabaha kadar Londra sokaklarını gezip Yorkshire’e geri dönmeden önce ilk iş bu restoranın kapısını çalıp onlardan iş isteyecekti.</p><p id="4af4">Saat 8’de kapıyı açan <i>“mise en place”</i> ile uğraşan pastacılık şefi oldu. Kahvaltı için kapıyı çaldığını sanan bu genç adama önce Le Gavroche’un sadece akşam yemeği servisi yaptığını, durumu anladıktan sonra ise Albert Roux’nun ofis adresini söyledi.</p><p id="af81">24 saattir sokaklarda aç, susuz ve uykusuz gezen Marco son bir çabayla ofisi bulmayı başarıp kapısından içeri girdi. Karşısında hikayelerini dinlediği efsanevi <b>Albert Roux</b> duruyordu.</p><p id="d670">Yorgunluk ve uykusuzluğun da verdiği sarhoşluk etkisiyle St. George Hotel’deki ilk gününden, The Box Tree’ye, çöpe attığı Fransızca başvuru formundan, otobüsünü kaçırmasına ve sabaha kadar Londra sokaklarında gezmesine kadar tüm hikayesini Albert’a anlattı.</p><p id="884a">Albert, konuşması bitince Marco’ya bakarak İngiltere’de yediği en leziz yemeğin The Box Tree restoranda olduğunu belirterek kendisini o yemeğin hatrına işe aldığını söyledi.</p><p id="13bc">Böylece Marco’nun Londra günleri resmi olarak başlamış oldu. Yıllar sonra fark ettiğiyse Gavroche’un Fransızca’da sokaklarda başıboş gezen çocuk manasına gelmesiydi.</p><h2 id="5593">Şans Şans Şans</h2><p id="72a2">Marco 1981'de Le Gavroche’da işe başladı. 1982 Ocak ayında yayınlanan <b>Michelin</b> Rehberi’nde Gavroche, İngiltere’de 3 Michelin yıldızı kazanan ilk restoran oldu.</p><p id="86e7">O tarihlerde — 20 yaşında — hâlâ çırak sayılabilecek bir pozisyonda bulunan Marco yıldızlara pek katkı sağlayamamış olsa da tarihe en yakından tanıklık etmiş oluyordu.</p><p id="bff9">Hayatta her şeyin özellikle de başarının şans kaynaklı olduğuna inanan Marco bunu kendi hikayesiyle anlatıyor. St. George Hotel’de servis aralarını yalnız başına geçirirken bulduğu rehber, onun The Box Tree’de hikayeler anlatan Ken ile tanışmasını sağlamış, otobüsünü kaçırması sonucu sokaklarda başıboş gezerken hikayelerini duyduğu Gavroche restoranı görmesi ve korkusuzca çaldığı kapılar hayatını şekillendirmişti.</p><blockquote id="0642"><p>Akıl eline geçen fırsatları ilk olarak fark edebilmeli ve onlardan nasıl yararlanabileceğini çözmeli; sonrasındaysa bunun için yeterli düzeyde yetkinliğe sahip olmalı.</p></blockquote><p id="c351">Bu hayatta hepiniz fırsatlarla karşıya karşıya geleceksiniz. Ne kadar pesimist olmak isterseniz isteyin şans yine de sizin yüzünüze de gülecek. O noktada önemli olan onun avantajını çıkaracak yeterliliğe ve onu fark edecek kadar öngörüye sahip olmanız; eğer bunlara sahip değilseniz ne yaparsanız yapın hayalleriniz gerçeğe dönüşmeyecek.</p><h2 id="9a10">Üç Michelin Yıldızı</h2><p id="c55c">Le Gavroche, 3 Michelin yıldızlı restoranda çalışma hayalini gerçekleştirse de Marco’nun aklı her zaman Fransa’nın 3 Michelin yıldızlı restoranlarındaydı.</p><p id="f397">Aradan geçen yıllarda farklı yerlerde çalışmaya başlayan Marco, son iş yeri olan Oxford’dan oldukça sıkıldı ve Paris’in 3 Michelin yıldızlı restoranlarından birinde kendisine yer bulmayı başardı.</p><p id="be27">Tek ihtiyacı yola çıkmadan bir haftalığına Londra’da kalacak bir odaydı. Onu da eski arkadaşlarından biri olan Nico ayarladı.</p><p id="d3b9">Odası eski bir restoranın üst katındaydı. Restoran sahibi umutsuz bir alkolik olan Alan isminde eşi ve çocukları tarafından yeni terk edilmiş bir şefti. Marco’ya evinin kapılarını açan güzel kalpli bu adam restoranın onun gibi bir yardımcı şefe ihtiyacı olduğunu söyledi.</p><p id="922a">Kendisine karşılıksız yardım eden çaresizlik içindeki adamın talebini geri çeviremeyen Marco, 6 ay boyunca o restoranda — Alan her gün karşısında sarhoş olurken — para almadan çalıştı.</p><p id="5d98">Her Pazartesi günü restorana gelen ve tüm seçimleri Marco’ya bırakan bir ikili vardı.</p><p id="1f1b">Bir gün bu ikili Marco’ya yaklaştı ve yeni satın aldıkları restoranın baş aşcısı olmasını istediklerini belirttiler.</p><p id="2051">Olup bitene bir türlü anlam veremeyen Marco yine de teklifi kabul etti ve <b>Harveys</b> ismini koydukları restoranın baş aşçısı oldu.</p><p id="4dbf">1986 yılında tamamen şans eseri tanıştığı iki adam sayesinde açtığı restoranla 1988 yılında ilk Michelin yıldızıyla beraber 2 Siyah Bıçak ve Çatal kazandı. Bu ilk yıldızın önemli destekçilerinden biri de Egon Ronay oldu.</p><p id="51c1">1987 yılında restoran bir ara batma noktasına gelmişti. Marco’ya Alan’ın restoranının üst katındaki odayı ayarlayan ve tüm hikayeye hakim olan arkadaşı Nico, aynı zamanda efsanevi Egon Ronay’i de tanıyordu ve ona Harveys’i ziyaret etmesini söyledi.</p><p id="fab7">Marco’dan çok etkilenen Egon ikinci adının Pierre olduğunu duyduğundaysa âdeta çıldırdı. 1960’larda doğmuş biri için İtalyan olan annesinden aldığı Marco ismi bile İngiltere sokaklarında kendisini yeterince yormuşken ikinci ismi olan Pierre’i hayatı boyunca hiç kullanmamıştı. Kısa süre sonra <b>Sunday Times</b>’da Egon Ronay imzalı Harveys restoranla ilgili bir değerlendirme yazısı çıktı. Dev başlıktaysa <b><i>“Fransız ve İtalyan asıllı İngiliz Şef Marco Pierre White”</i></b> yazıyordu. Yazıyla beraber işler tersine dönmeye başladı ve Marco o günden sonra üç ismini hep beraber kullandı.</p><p id="8a41">Bu anı hayatının üçüncü en şanslı anı olarak gören Marco, eğer Fransa hayallerinden vazgeçip, eşi tarafından terk edilmiş, bitap düşmüş, alkolik bir adama 6 ay boyunca para almadan yardım etmeye karar vermeseydi; Pazartesi akşamları bu iki adama yemek yapma şansı olmayacaktı ve onlar da hiçbir zaman tanımadıkları bu adama yaklaşık 400.000 sterlin harcadıkları restoranın başına geçmesi teklifini yapmayacaklardı.</p><p id="373f">Cebinde beş kuruş parası olmayan Marco’nun ise değil 400.000 sterlin harcayıp bir yer açma ihtimali, hayatı boyunca 40.000 sterlin harcayıp bir restoran açma ihtimali bile olmayabilir ve hiçbir zaman Michelin yıldızı kazanma şansını yakalamayabilirdi.</p><h2 id="bbd4">5 Kırmızı Bıçak ve Çatal</h2><p id="c2c6">Mutfakta her zaman kendisine dürüst olmayı seçen Marco; bende 2 yıldız kazanacak “pabuç” var mı sorusunu defalarca kendine sordu ve cevap birden fazla defa evet olunca bütün enerjisini bu işe harcayıp, 1990 yılında ikinci Michelin yıldızıyla beraber 3 Siyah Bıçak ve Çatal simgesini kazandı.</p><p id="9186">Michelin’in yemek ve şef değerlendirmesi olan yıldız sistemiyle; ambiyans, servis ve konfor gibi kavramları değerlendirdiği Bıçak ve Çatal sistemi hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz <a href="https://medium.com/türkiye/michelin-yıldız-ve-i̇şaretleri-ne-anlama-geliyor-eed9293b7ddb">“Michelin Yıldız ve İşaretleri Ne Manaya Geliyor?”</a> başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.</p><p id="8241">İki yıldızla beraber Marco İngiltere’nin en üst kademesinde yer alan saygın restoranlardan birinin şefi olmayı başarmıştı. O tarihte sıralama <b>Le Gavroche</b> üç yıldız, <b>The Waterside</b> üç yıldız, <b>The Box Tree</b> iki yıldız <b>La Tante Claire</b> iki yıldız ve <b>Harveys</b> iki yıldız şeklindeydi.</p><p id="6df8">İki Michelin yıldızı bile inanılmaz bir başarıyken Marco acaba üçüncü yıldızı alabilir miyim diye düşünmeye ve hayaller kurmaya başladı.</p><p id="84e6">Ama nereden bakarsa baksın

Options

bunun imkansız olduğuna kanaat getirdi.</p><p id="fb9b">İki yıldızlı restoranıyla işleri iyi giden Marco, Londra’nın batısında yer alan Chelsea Harbour’da yeni bir restoran açmayı planlıyordu. Yemek düşkünü yakın arkadaşlarından biri olan Steven Saltzman babasının ünlü oyuncu <b>Michael Caine</b> ile yakından tanıştığını ve onun da aynı bölgede bir restoran açma planı olduğundan bahsetti. Ne olduğunu anlamadan kendisini dünyaca ünlü aktör Michael Caine ile ortak restaurant açarken buldu.</p><p id="8e57">Michael Caine’in yakın arkadaşlarından biri o tarihlerde dünyanın önemli otel zincirlerinden Forte Hotels’in sahibi olan Rocco Forte’ydi. Rocco, Marco ve Michael’a <b><i>Hyde Park Hotel</i></b>’de bir yer açmak isteyip istemediklerini sordu.</p><p id="0d78">1 Eylül 1993’de mekanı devralan Marco, 13 gün sonra 14 Eylül 1993’te <b><i>The Restaurant Marco Pierre White</i></b>’ın kapılarını açtı. 1 ay sonra Michelin müfettişleri Harveys’den yaşanan geçişin değerlendirmeler üzerinde bir etkisi olup olmadığını görmek üzere yeni bir teftiş gerçekleştirdiler. Başarılı teftişin sonunda iki yıldız yeni restorana transfer edilirken — değişen ambiyans ile — siyah bıçak ve çatal sayısı bir tane artırılarak The Restaurant Marco Pierre White, 2 Michelin yıldızı ve 4 Siyah Bıçak ve Çatal ile serüvenine güçlü bir başlangıç yapmış oldu.</p><p id="6d1d">Üç yıldıza imkansız gözüyle bakan Marco, Michael Caine’in finansal desteği ve yeni restoranın yarattığı enerjiyle beraber, yeniden üçüncü yıldız mümkün mü sorgulamaları içerisine daldı ve sonunda denemeye karar verdi.</p><p id="e70e">Ekim 1993’den Ocak 1995’e kadar haftada 6 gün günde 18–19 saat çalışan ve 3 denetim geçiren restorana 1995 yılında üçüncü Michelin yıldızını kazandığı bilgisi verildi. Marco, ingiliz mutfağı ve menüsüne sahip bir restoranla üç Michelin yıldızı kazanan ilk şef oldu.</p><p id="073d">Hayaller gerçeğe dönmüştü. Marco kendini bu başarının hep küçük bir halkası olarak gördü.</p><p id="a20a" type="7">Hayatta her zaman hatırlamanız gereken şudur; hayallerinizi gerçeğe dönüştüren siz değilsiniz. Onları gerçeğe dönüştürenler, sizin vizyonunuza ve hayallerinize — en az sizin kadar — inanarak sizden çok çalışan insanlar topluluğudur.</p><p id="b8ae">Üç yıldız alındı, ortalık biraz sakinleşti ve o tarihlerdeki baş aşçısı Robert Reed, Marco’ya şimdi nereye gidiyoruz diye sordu. 17 yaşındayken yaşlı kurt Ken’den dinlediği Fransız restoranlarına ilişkin hikayeler aklına gelen Marco, Robert’a Paris’teki büyüleyici <b><i>Lasserre</i></b> restorandan bahsetti.</p><p id="93ef">Lasserre bir zamanlar dünyanın zirvesindeydi; çünkü 3 Michelin Yıldızıyla beraber 5 Kırmızı Bıçak ve Çatal’a sahipti. Bu yıldız ve işaretler restoranın sadece burada yemek yiyebilmek için yola çıkmaya değer ve sıra dışı bir lükse sahip olduğunu belirtiyordu.</p><p id="80fa">Marco, Robert’a dönüp bizim de 3 Michelin yıldızımız ve 4 Siyah Bıçak ve Çatalımız var; hadi 5 Kırmızı Bıçak ve Çatal için savaşalım dedi.</p><p id="bb06">3 sene boyunca tüm ekip gecesini gündüzüne katıp servisten, konfora, misafir karşılamadan, şaraplara, aklınıza gelebilecek her konuda en ince detaylara kadar her şeyi mükemmelleştirebilmek adına tüm sınırlarını zorlayarak çalıştılar.</p><p id="d53f">9 Ocak 1998'te beklenen haber geldi ve <b>The Restaurant Marco Pierre White</b>’ın <b><i>3 Michelin Yıldızı ve 5 Kırmızı Bıçak ve Çatal</i></b> sahibi olduğu tescillendi.</p><h2 id="5ad8">Rüyalar Bazen Gerçek Olur Ya Sonra?</h2><p id="e79d">Marco 17 yaşında masal gibi dinlediği hikayelerle daldığı düşlerini, 20 sene boyunca fiziksel, zihinsel ve ruhsal açıdan yaptığı fedakarlıkların karşılığı olarak 37 yaşında gerçeğe dönüştürdü.</p><p id="ca46">Ne kadar acı olsa da hayalini gerçeğe dönüştürmeyi başaran — az sayıdaki — her insanın size söyleyebileceği gibi Marco da aslında istediğinin bu olmadığını ancak o gerçeğe dönüşünce fark etti.</p><p id="cd13">3 Michelin Yıldızlı, 5 Kırmızı Bıçak ve Çatal sahibi restoranın hiçbir cazibesi kalmamıştı. Orada ona ihtiyaç bile yoktu. Gecede 100 kişiye servis veren restoranın 80 tane çalışanı vardı. Neredeyse bir müşteriye bir kişi düşüyordu.Her şey çok sıkıcıydı. The Restaurant Marco Pierre White, iyi yağlanmış, tıkır tıkır işleyen — Rolls Royce gibi — bir makineye dönüşmüştü.</p><p id="e286">Marco mutluluktan çok uzaktı.</p><p id="0895">Ne yapacağını kara kara düşünmeye başladı ve önünde üç seçenek belirdi.</p><p id="1e81">İlki kendisine üçüncü yıldız müjdesini veren Michelin direktörünün de tembihlediği gibi — her ne kadar ona ihtiyaç olmasa da — ocağın arkasında kalarak haftada 6 gün toplamda 90 saat çalışmaya devam etmekti. Bu aynı zamanda — sabah evden çıkarken ve gece eve döndüğünde uyudukları için — çocuklarının yüzünü dahi görmeden yaşamına devam etmesi manasına geliyordu. Böylece gelir seviyesini, sektördeki statüsünü ve 3 Michelin yıldızlı şef olmanın diğer tüm getirilerini elinde tutabilecekti.</p><p id="646d">İkinci opsiyon bir yalanı yaşamaktı. Ocağın arkasındaymış gibi davranıp, hala yemek pişiren bir aşçı edasıyla servisin en yoğun olduğu saatlerde restoranda boy göstererek aynı yüksek fiyatlı yemekleri müşterilere sunup, bugüne kadar uğrunda çalıştığı her şeyi — daha da önemlisi kendini — sürekli sorgular, eleştirir ve nefret eder bir hayata mahkûm olmak.</p><p id="67ed">Üçüncü ve son seçenek ise cesaretli olup, aşçı önlüğünü asıp, Michelin’e tüm yıldızlarını iade edip, yarından itibaren hiçbir geliri ve hayatta hiçbir statüsü olmadığını kabul ederek yeni hayatına yelken açmaktı.</p><p id="310b">Bu düşünceler kafasında dönüp dururken bir gün balık tutmaya gitti. Somon balığı yakaladı ve her zaman yaptığı gibi balığı su dolu kovada dinlendirirken bir sigara yaktı. Birden kendi kendine “Marco, bu saatten sonra yemekle ilgili senden daha az şey bilen insanlar tarafından sınanmak için ömrünün kalanını heba edemezsin” diye düşündü.</p><p id="0b12" type="7">Sen bu savaşa girdin ve kazandın. Artık kendi istediklerini yapma zamanı.</p><p id="0ab5">Marco üçüncü seçeneği seçti ve 1999 yılında kariyerinin zirvesinde aşçılıktan kendini emekli etti. Tüm yıldızlarını Michelin’e geri iade etti ve hayatına odaklandı.</p><p id="3130">İlk seneler kendini kaybolmuş ve yalnız hissetti. Sonrasındaysa özlediğinin ne olduğunu fark etmeye başladı.</p><p id="5958">Çocukken annesiyle geçirdiği zamanları, onunla paylaştığı anıları, beraber yaptıkları aktiviteleri özlüyordu. Marco Londra’yı bıraktı ve kırsala annesinin geldiği topraklara geri döndü. Gününün — hatta kalan ömrünün — büyük kısmını balık tutmaya, avlanmaya, vadilerde yeşillikler arasında gezmeye adadı.</p><p id="31ee">O artık en güvende hissettiği, en mutlu olduğu yerdeydi. Bugün siz bu yazıyı okurken de kendisi büyük ihtimalle ya bir oltanın ucunda balık bekliyor ya da bir geyiğin peşinde çalıları çimenleri aşıyor olacak.</p><h2 id="f4c9">Son</h2><p id="6f89">Marco Pierre White’a rockstar ünvanını kazandıran kusursuz mutfak kariyeri değildi.</p><p id="d9c0">O — yukarıda yazılanlara bakarak düşünebileceğiniz üzere — bir melek de değildi. Kendisi hepimiz gibi hataları, yanlışları, eksikleri, kusurları olan bir insandı.</p><p id="9f38">Model Lisa Butcher ile 15 hafta süren ikinci evliliği, kendisi için çalışırken Gordon Ramsay’i bebekler gibi ağlatması, garsonuna kötü davranan müşteriyi yaka paça restorandan dışarı atması, rezervasyon için telefonlara kendisi bakıp saygısız konuşanları ömür boyu kara listeye alması gibi birçok sıra dışı özelliğiyle bu ünvanı kazandı.</p><p id="869e">O başkalarının elde etmek için cinayet işleyebileceği Michelin yıldızlarını — kendine dürüstlüğünden vazgeçmemek adına — sorgusuz sualsiz geri vermek gibi aşırı havalı hareketlerle, aşçılığı havalı bir meslek haline getiren, aşırı havalı bir adamdı.</p><p id="f9eb">Marco Pierre White bu sebeplerle namıdiğer rockstar olarak anıldı.</p></article></body>

Marco Pierre White: Namıdiğer Rockstar

Photo by henry perks on Unsplash

Marco 1961 yılının sonlarına doğru İngiltere’nin Leeds şehrinde — işçi sınıfı olarak tanımlanabilecek — mütevazı bir ailede dünyaya gözlerini açtı.

13 yaşında babası onu artık bir erkek olarak gördüğünü söyleyerek çalıştırmaya başladı.

Her gün 04:45'te uyanan Marco’yu tam olarak 05:30'da sütçü evinin önünden aldı ve 4 saat boyunca sütleri dağıtmasına yardım etti. Fazla mesai yüzünden her gün okula geç kaldı.

Bu çabası sonucu eline haftalık 5 sterlin geçiyordu. Her Cumartesi sabahı babası parasının tümünü elinden alıp aile tatili için biriktirdiğini söyledi.

Aslında yaptığıysa at yarışı oynamaktı.

Çıraklık

Marco babasına yaptıkları için hiçbir zaman kızmadı. Aksine öğrettikleri için her zaman minnettar oldu.

Onunla hatırlamak isteyeceği çok güzel anıları, sevgi dolu anları, sohbetlerle dolu saatleri olmadı ama babası ona çok çalışmanın, disiplinli olmanın, dakik olmanın, hayatta sert olmanın, dik durmanın, asla havlu atmamanın, havlu atsan da gidip onu yerden kaldırmanın önemini aşıladı.

Gençken pes etmek oldukça kolaydır.

Marco’nun kafasından yıllarca çıkmayan ve hayatını şekillendiren ses ise babasının söylediği:

“Asla ama asla pes etme.”

oldu.

Marco’nun arası — fazla mesainin de etkisiyle — okulla pek iyi gitmiyordu.

16 yaşına geldiğinde, babası cebine otelleriyle meşhur Harrogate kasabasına gidip gelmeye ve bir öğlen yemeği satın almaya yetecek kadar para koydu. Ona kasabadaki bütün otellerin kapısını çalmasını ve mutfaklarında çırak olarak çalışmak istediğini söylemesi görevini vermişti.

Hayatında ailesinden ilk defa bu kadar uzaklaşan Marco, içerisine doğduğu dünyayı terk edip yeni bir dünyanın kapılarını araladığından habersiz, kendini Harrogate sokaklarında dolaşır buldu.

Karşısına ilk çıkan otel Viktorya tarzına sahip devasa bir yapı olan St. George Hotel‘di. Kapıya yaklaştığında smokin giymiş kocaman şapkalı otel görevlisinin rahatsız edici bakışlarıyla karşılaştı. Çok fazla dikkat çekmeden mutfak girişine yöneldi ve kapıyı çaldı. Karşısına bu defa mutfak görevlisi çıktı ve senin için ne yapabilirim dedi. “Şefi görmeye geldim.” diye cevap verdi — kendinden emin bir şekilde.

Marco’nun özgüveninden mütevellit şef ile randevusu olduğu izlenimini çıkaran görevli onu doğruca şefin yanına götürdü.

“Ne istiyorsun?” diye bu defa şef sordu. “Babam beni iş bulmam için gönderdi. Mart’ın 17’sinde okulum bitiyor. 20 Mart Pazartesi sizin için uygunsa çalışmaya başlayabilirim.” diye cevap verdi. Beklenmedik şekilde işe alındığını öğrenen Marco, çırak olarak haftalık 15 sterlin ücretle çalışmaya başladı.

Geriye dönüp baktığında o günü hayatının en şanslı anı olarak tanımlıyor. İngiltere’nin görece küçük şehirlerinden birinde yaşayan sıradan bir ailenin oğlu olmaktan, dünyanın en zengin, en başarılı şeflerinden biri olmasını sağlayan anın hâlâ o olduğuna inanıyor.

Servis Servis Servis

St. George Hotel’de işe başlayan Marco mutfaktaki en önemli işin yemek yapmak olmadığını kısa sürede kavradı. Çünkü bu mutfak ona yemek yapmaktan daha çok koşuşturmayı, “Evet Şef!” demeyi, sipariş almayı, bıçak kullanmayı, zihninin ve bedeninin sınırlarını zorlamayı, en önemlisi ise yenilmekten korkmayı öğretti.

Marco, karakter olarak babasına oldukça benzeyen ilk şefinden aslında hiçbir zaman haz etmedi. Ama aynen babasına duyduğu gibi ona da her zaman saygı duydu. Çünkü bu adam ona; baskıyla baş etmeyi, yere düşen mutfak havlusunu yerden kaldırmayı, gözyaşlarını saklamayı ve bir fabrika gibi çalışan Escoffier tarzı mutfağın işleyişini öğretti.

Marco’nun ilk istasyon şefi (chef de partie) Michael Truelove isminde bir adamdı. Onu ilk gün karşısına aldı ve: “Marco öğrenmen gereken ilk şey servis, servis ve servis.” dedi. Bunun ne anlama geldiğini soran Marco’ya ise; “Şef sana ne derse, ne bağırırsa, ne küfrederse, ne hakaret ederse, ona sadece evet şef diye cevap ver” şeklinde tembihledi.

Marco hayatı boyunca Michael’ın sözünden hiç çıkmadı.

Mutfakta tutunmayı bir şekilde başaran Marco, arkadaş bulmakta o kadar başarılı değildi. Çok genç olduğu için servis aralarındaki boşluklarda diğer şefler onunla pek ilgilenmiyordu. O da zamanını geçirmek için farklı yerlere gidiyordu.

Bu kısa gezilerinden birinde şans eseri eline Egon Ronay isimli İngiltere’deki otel ve restoranları değerlendiren bir rehber geçti. En iyi restoran kim diye baktığında, West Yorkshire’da — Harrogate’e 20 kilometre mesafede — yer alan bir işletme karşısına çıktı.

O gece mesai sonrası kendi kendine kafa patlatan Marco, eğer başarılı bir şef olmak istiyorsam belki de İngiltere’nin en iyi restoranında çalışmalıyım diye düşündü.

The Box Tree

Haftalar ve aylar bu düşünceyle geçti. Bir gün belirsiz bir sebeple kendisinde İngiltere’nin en iyi restoranını telefonla arayacak cesareti buldu ve iş aradığını söyledi.

Hayattaki en şanslı ikinci anı olarak tanımladığı o gün The Box Tree restoranda bir şef işten ayrılacağını haber vermişti. Marco mülakat için davet edildi.

Restoranının şefi Michael Lawson İngiltere’nin ilk iki Michelin yıldızlı şefiydi. İki buçuk saat süren mülakat boyunca iki farklı istasyon şefi Marco’ya The Box Tree’nin ne kadar özel bir yer olduğunu defalarca anlattılar. Ona neyin içerisine dalmak üzere olduğunu iyice açıklamak istiyorlardı.

The Box Tree, Marco için adeta ilk görüşte aşktı.

İşe alınan Marco’ya anında ısınan Michael onu kanatları altına aldı ve tüm bildiklerini paylaştı. Mutfağın gediklilerinden Ken ise Marco için âdeta hiç sahip olmadığı bir baba figürü oldu ve her boş anında ona mentorluk ederek Fransa’daki üç Michelin yıldızlı restoranların büyülü dünyasını anlattı.

Le Gavroche ve Londra Günleri

Michael ve Ken, Marco’ya sadece Fransa’daki büyüleyici restoranların hikayelerini anlatmadılar. Bunların arasına bazen Londra’nın önde gelen restoranlarından Albert Roux’nun Le Gavroche’u ve Pierre Koffmann’ın La Tante Claire’i de girdi.

Bu hikayeleri bir sünger gibi emen Marco, günlerden bir gün — aynen The Box Tree başvurusunda olduğu gibi — cesaretini toplayıp Londra’nın önde gelen restoranlarından Le Gavroche ve Chewton Glen’e iş başvurusu yaptı.

Le Gavroche, fransızca bir mektup ve başvuru formuyla geri döndü. Form ile bir süre cebelleşen Marco, Fransızca’yla başa çıkamayacağına kanaat getirerek formu çöpe attı.

Chewton Glen ise Marco’yu mülakat için Londra’ya davet etti. Başarılı geçen mülakat sonrası kendisine pastacılık şefi pozisyonu teklif edildi ama teklifi nazikçe geri çevirdi. Yapışkan parmakları, annesiyle ilk defa incir yediği 4 yaşından beri sevmiyordu. Bu saatten sonra da parmaklarını — yeniden — yapış yapış yapmaya niyeti yoktu.

Yorkshire’a geri dönmek üzere Londra’nın meşhur Victoria otobüs terminaline gittiğinde otobüsünü kaçırdığını fark etti. Bir sonraki sefer ertesi gün sabah saatlerindeydi. Cebinde pek parası olmayan Marco sabaha kadar Londra sokaklarında gezmeye mecbur kalmıştı. Başıboş gezerken bir noktada oldukça gösterişli bir restoranın önünden geçtiğini fark etti.

İçeriye baktığında yemeklerin ve tatlıların gümüş çatal bıçak takımlarıyla servis edildiği, puroların yakılıp, şarapların kristal bardaklara doldurulduğu harika bir ortam gördü. Biraz geriye çekilip restoranın adına baktığında Le Gavroche yazısını okudu.

O an karar verdi. Sabaha kadar Londra sokaklarını gezip Yorkshire’e geri dönmeden önce ilk iş bu restoranın kapısını çalıp onlardan iş isteyecekti.

Saat 8’de kapıyı açan “mise en place” ile uğraşan pastacılık şefi oldu. Kahvaltı için kapıyı çaldığını sanan bu genç adama önce Le Gavroche’un sadece akşam yemeği servisi yaptığını, durumu anladıktan sonra ise Albert Roux’nun ofis adresini söyledi.

24 saattir sokaklarda aç, susuz ve uykusuz gezen Marco son bir çabayla ofisi bulmayı başarıp kapısından içeri girdi. Karşısında hikayelerini dinlediği efsanevi Albert Roux duruyordu.

Yorgunluk ve uykusuzluğun da verdiği sarhoşluk etkisiyle St. George Hotel’deki ilk gününden, The Box Tree’ye, çöpe attığı Fransızca başvuru formundan, otobüsünü kaçırmasına ve sabaha kadar Londra sokaklarında gezmesine kadar tüm hikayesini Albert’a anlattı.

Albert, konuşması bitince Marco’ya bakarak İngiltere’de yediği en leziz yemeğin The Box Tree restoranda olduğunu belirterek kendisini o yemeğin hatrına işe aldığını söyledi.

Böylece Marco’nun Londra günleri resmi olarak başlamış oldu. Yıllar sonra fark ettiğiyse Gavroche’un Fransızca’da sokaklarda başıboş gezen çocuk manasına gelmesiydi.

Şans Şans Şans

Marco 1981'de Le Gavroche’da işe başladı. 1982 Ocak ayında yayınlanan Michelin Rehberi’nde Gavroche, İngiltere’de 3 Michelin yıldızı kazanan ilk restoran oldu.

O tarihlerde — 20 yaşında — hâlâ çırak sayılabilecek bir pozisyonda bulunan Marco yıldızlara pek katkı sağlayamamış olsa da tarihe en yakından tanıklık etmiş oluyordu.

Hayatta her şeyin özellikle de başarının şans kaynaklı olduğuna inanan Marco bunu kendi hikayesiyle anlatıyor. St. George Hotel’de servis aralarını yalnız başına geçirirken bulduğu rehber, onun The Box Tree’de hikayeler anlatan Ken ile tanışmasını sağlamış, otobüsünü kaçırması sonucu sokaklarda başıboş gezerken hikayelerini duyduğu Gavroche restoranı görmesi ve korkusuzca çaldığı kapılar hayatını şekillendirmişti.

Akıl eline geçen fırsatları ilk olarak fark edebilmeli ve onlardan nasıl yararlanabileceğini çözmeli; sonrasındaysa bunun için yeterli düzeyde yetkinliğe sahip olmalı.

Bu hayatta hepiniz fırsatlarla karşıya karşıya geleceksiniz. Ne kadar pesimist olmak isterseniz isteyin şans yine de sizin yüzünüze de gülecek. O noktada önemli olan onun avantajını çıkaracak yeterliliğe ve onu fark edecek kadar öngörüye sahip olmanız; eğer bunlara sahip değilseniz ne yaparsanız yapın hayalleriniz gerçeğe dönüşmeyecek.

Üç Michelin Yıldızı

Le Gavroche, 3 Michelin yıldızlı restoranda çalışma hayalini gerçekleştirse de Marco’nun aklı her zaman Fransa’nın 3 Michelin yıldızlı restoranlarındaydı.

Aradan geçen yıllarda farklı yerlerde çalışmaya başlayan Marco, son iş yeri olan Oxford’dan oldukça sıkıldı ve Paris’in 3 Michelin yıldızlı restoranlarından birinde kendisine yer bulmayı başardı.

Tek ihtiyacı yola çıkmadan bir haftalığına Londra’da kalacak bir odaydı. Onu da eski arkadaşlarından biri olan Nico ayarladı.

Odası eski bir restoranın üst katındaydı. Restoran sahibi umutsuz bir alkolik olan Alan isminde eşi ve çocukları tarafından yeni terk edilmiş bir şefti. Marco’ya evinin kapılarını açan güzel kalpli bu adam restoranın onun gibi bir yardımcı şefe ihtiyacı olduğunu söyledi.

Kendisine karşılıksız yardım eden çaresizlik içindeki adamın talebini geri çeviremeyen Marco, 6 ay boyunca o restoranda — Alan her gün karşısında sarhoş olurken — para almadan çalıştı.

Her Pazartesi günü restorana gelen ve tüm seçimleri Marco’ya bırakan bir ikili vardı.

Bir gün bu ikili Marco’ya yaklaştı ve yeni satın aldıkları restoranın baş aşcısı olmasını istediklerini belirttiler.

Olup bitene bir türlü anlam veremeyen Marco yine de teklifi kabul etti ve Harveys ismini koydukları restoranın baş aşçısı oldu.

1986 yılında tamamen şans eseri tanıştığı iki adam sayesinde açtığı restoranla 1988 yılında ilk Michelin yıldızıyla beraber 2 Siyah Bıçak ve Çatal kazandı. Bu ilk yıldızın önemli destekçilerinden biri de Egon Ronay oldu.

1987 yılında restoran bir ara batma noktasına gelmişti. Marco’ya Alan’ın restoranının üst katındaki odayı ayarlayan ve tüm hikayeye hakim olan arkadaşı Nico, aynı zamanda efsanevi Egon Ronay’i de tanıyordu ve ona Harveys’i ziyaret etmesini söyledi.

Marco’dan çok etkilenen Egon ikinci adının Pierre olduğunu duyduğundaysa âdeta çıldırdı. 1960’larda doğmuş biri için İtalyan olan annesinden aldığı Marco ismi bile İngiltere sokaklarında kendisini yeterince yormuşken ikinci ismi olan Pierre’i hayatı boyunca hiç kullanmamıştı. Kısa süre sonra Sunday Times’da Egon Ronay imzalı Harveys restoranla ilgili bir değerlendirme yazısı çıktı. Dev başlıktaysa “Fransız ve İtalyan asıllı İngiliz Şef Marco Pierre White” yazıyordu. Yazıyla beraber işler tersine dönmeye başladı ve Marco o günden sonra üç ismini hep beraber kullandı.

Bu anı hayatının üçüncü en şanslı anı olarak gören Marco, eğer Fransa hayallerinden vazgeçip, eşi tarafından terk edilmiş, bitap düşmüş, alkolik bir adama 6 ay boyunca para almadan yardım etmeye karar vermeseydi; Pazartesi akşamları bu iki adama yemek yapma şansı olmayacaktı ve onlar da hiçbir zaman tanımadıkları bu adama yaklaşık 400.000 sterlin harcadıkları restoranın başına geçmesi teklifini yapmayacaklardı.

Cebinde beş kuruş parası olmayan Marco’nun ise değil 400.000 sterlin harcayıp bir yer açma ihtimali, hayatı boyunca 40.000 sterlin harcayıp bir restoran açma ihtimali bile olmayabilir ve hiçbir zaman Michelin yıldızı kazanma şansını yakalamayabilirdi.

5 Kırmızı Bıçak ve Çatal

Mutfakta her zaman kendisine dürüst olmayı seçen Marco; bende 2 yıldız kazanacak “pabuç” var mı sorusunu defalarca kendine sordu ve cevap birden fazla defa evet olunca bütün enerjisini bu işe harcayıp, 1990 yılında ikinci Michelin yıldızıyla beraber 3 Siyah Bıçak ve Çatal simgesini kazandı.

Michelin’in yemek ve şef değerlendirmesi olan yıldız sistemiyle; ambiyans, servis ve konfor gibi kavramları değerlendirdiği Bıçak ve Çatal sistemi hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz “Michelin Yıldız ve İşaretleri Ne Manaya Geliyor?” başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.

İki yıldızla beraber Marco İngiltere’nin en üst kademesinde yer alan saygın restoranlardan birinin şefi olmayı başarmıştı. O tarihte sıralama Le Gavroche üç yıldız, The Waterside üç yıldız, The Box Tree iki yıldız La Tante Claire iki yıldız ve Harveys iki yıldız şeklindeydi.

İki Michelin yıldızı bile inanılmaz bir başarıyken Marco acaba üçüncü yıldızı alabilir miyim diye düşünmeye ve hayaller kurmaya başladı.

Ama nereden bakarsa baksın bunun imkansız olduğuna kanaat getirdi.

İki yıldızlı restoranıyla işleri iyi giden Marco, Londra’nın batısında yer alan Chelsea Harbour’da yeni bir restoran açmayı planlıyordu. Yemek düşkünü yakın arkadaşlarından biri olan Steven Saltzman babasının ünlü oyuncu Michael Caine ile yakından tanıştığını ve onun da aynı bölgede bir restoran açma planı olduğundan bahsetti. Ne olduğunu anlamadan kendisini dünyaca ünlü aktör Michael Caine ile ortak restaurant açarken buldu.

Michael Caine’in yakın arkadaşlarından biri o tarihlerde dünyanın önemli otel zincirlerinden Forte Hotels’in sahibi olan Rocco Forte’ydi. Rocco, Marco ve Michael’a Hyde Park Hotel’de bir yer açmak isteyip istemediklerini sordu.

1 Eylül 1993’de mekanı devralan Marco, 13 gün sonra 14 Eylül 1993’te The Restaurant Marco Pierre White’ın kapılarını açtı. 1 ay sonra Michelin müfettişleri Harveys’den yaşanan geçişin değerlendirmeler üzerinde bir etkisi olup olmadığını görmek üzere yeni bir teftiş gerçekleştirdiler. Başarılı teftişin sonunda iki yıldız yeni restorana transfer edilirken — değişen ambiyans ile — siyah bıçak ve çatal sayısı bir tane artırılarak The Restaurant Marco Pierre White, 2 Michelin yıldızı ve 4 Siyah Bıçak ve Çatal ile serüvenine güçlü bir başlangıç yapmış oldu.

Üç yıldıza imkansız gözüyle bakan Marco, Michael Caine’in finansal desteği ve yeni restoranın yarattığı enerjiyle beraber, yeniden üçüncü yıldız mümkün mü sorgulamaları içerisine daldı ve sonunda denemeye karar verdi.

Ekim 1993’den Ocak 1995’e kadar haftada 6 gün günde 18–19 saat çalışan ve 3 denetim geçiren restorana 1995 yılında üçüncü Michelin yıldızını kazandığı bilgisi verildi. Marco, ingiliz mutfağı ve menüsüne sahip bir restoranla üç Michelin yıldızı kazanan ilk şef oldu.

Hayaller gerçeğe dönmüştü. Marco kendini bu başarının hep küçük bir halkası olarak gördü.

Hayatta her zaman hatırlamanız gereken şudur; hayallerinizi gerçeğe dönüştüren siz değilsiniz. Onları gerçeğe dönüştürenler, sizin vizyonunuza ve hayallerinize — en az sizin kadar — inanarak sizden çok çalışan insanlar topluluğudur.

Üç yıldız alındı, ortalık biraz sakinleşti ve o tarihlerdeki baş aşçısı Robert Reed, Marco’ya şimdi nereye gidiyoruz diye sordu. 17 yaşındayken yaşlı kurt Ken’den dinlediği Fransız restoranlarına ilişkin hikayeler aklına gelen Marco, Robert’a Paris’teki büyüleyici Lasserre restorandan bahsetti.

Lasserre bir zamanlar dünyanın zirvesindeydi; çünkü 3 Michelin Yıldızıyla beraber 5 Kırmızı Bıçak ve Çatal’a sahipti. Bu yıldız ve işaretler restoranın sadece burada yemek yiyebilmek için yola çıkmaya değer ve sıra dışı bir lükse sahip olduğunu belirtiyordu.

Marco, Robert’a dönüp bizim de 3 Michelin yıldızımız ve 4 Siyah Bıçak ve Çatalımız var; hadi 5 Kırmızı Bıçak ve Çatal için savaşalım dedi.

3 sene boyunca tüm ekip gecesini gündüzüne katıp servisten, konfora, misafir karşılamadan, şaraplara, aklınıza gelebilecek her konuda en ince detaylara kadar her şeyi mükemmelleştirebilmek adına tüm sınırlarını zorlayarak çalıştılar.

9 Ocak 1998'te beklenen haber geldi ve The Restaurant Marco Pierre White’ın 3 Michelin Yıldızı ve 5 Kırmızı Bıçak ve Çatal sahibi olduğu tescillendi.

Rüyalar Bazen Gerçek Olur Ya Sonra?

Marco 17 yaşında masal gibi dinlediği hikayelerle daldığı düşlerini, 20 sene boyunca fiziksel, zihinsel ve ruhsal açıdan yaptığı fedakarlıkların karşılığı olarak 37 yaşında gerçeğe dönüştürdü.

Ne kadar acı olsa da hayalini gerçeğe dönüştürmeyi başaran — az sayıdaki — her insanın size söyleyebileceği gibi Marco da aslında istediğinin bu olmadığını ancak o gerçeğe dönüşünce fark etti.

3 Michelin Yıldızlı, 5 Kırmızı Bıçak ve Çatal sahibi restoranın hiçbir cazibesi kalmamıştı. Orada ona ihtiyaç bile yoktu. Gecede 100 kişiye servis veren restoranın 80 tane çalışanı vardı. Neredeyse bir müşteriye bir kişi düşüyordu.Her şey çok sıkıcıydı. The Restaurant Marco Pierre White, iyi yağlanmış, tıkır tıkır işleyen — Rolls Royce gibi — bir makineye dönüşmüştü.

Marco mutluluktan çok uzaktı.

Ne yapacağını kara kara düşünmeye başladı ve önünde üç seçenek belirdi.

İlki kendisine üçüncü yıldız müjdesini veren Michelin direktörünün de tembihlediği gibi — her ne kadar ona ihtiyaç olmasa da — ocağın arkasında kalarak haftada 6 gün toplamda 90 saat çalışmaya devam etmekti. Bu aynı zamanda — sabah evden çıkarken ve gece eve döndüğünde uyudukları için — çocuklarının yüzünü dahi görmeden yaşamına devam etmesi manasına geliyordu. Böylece gelir seviyesini, sektördeki statüsünü ve 3 Michelin yıldızlı şef olmanın diğer tüm getirilerini elinde tutabilecekti.

İkinci opsiyon bir yalanı yaşamaktı. Ocağın arkasındaymış gibi davranıp, hala yemek pişiren bir aşçı edasıyla servisin en yoğun olduğu saatlerde restoranda boy göstererek aynı yüksek fiyatlı yemekleri müşterilere sunup, bugüne kadar uğrunda çalıştığı her şeyi — daha da önemlisi kendini — sürekli sorgular, eleştirir ve nefret eder bir hayata mahkûm olmak.

Üçüncü ve son seçenek ise cesaretli olup, aşçı önlüğünü asıp, Michelin’e tüm yıldızlarını iade edip, yarından itibaren hiçbir geliri ve hayatta hiçbir statüsü olmadığını kabul ederek yeni hayatına yelken açmaktı.

Bu düşünceler kafasında dönüp dururken bir gün balık tutmaya gitti. Somon balığı yakaladı ve her zaman yaptığı gibi balığı su dolu kovada dinlendirirken bir sigara yaktı. Birden kendi kendine “Marco, bu saatten sonra yemekle ilgili senden daha az şey bilen insanlar tarafından sınanmak için ömrünün kalanını heba edemezsin” diye düşündü.

Sen bu savaşa girdin ve kazandın. Artık kendi istediklerini yapma zamanı.

Marco üçüncü seçeneği seçti ve 1999 yılında kariyerinin zirvesinde aşçılıktan kendini emekli etti. Tüm yıldızlarını Michelin’e geri iade etti ve hayatına odaklandı.

İlk seneler kendini kaybolmuş ve yalnız hissetti. Sonrasındaysa özlediğinin ne olduğunu fark etmeye başladı.

Çocukken annesiyle geçirdiği zamanları, onunla paylaştığı anıları, beraber yaptıkları aktiviteleri özlüyordu. Marco Londra’yı bıraktı ve kırsala annesinin geldiği topraklara geri döndü. Gününün — hatta kalan ömrünün — büyük kısmını balık tutmaya, avlanmaya, vadilerde yeşillikler arasında gezmeye adadı.

O artık en güvende hissettiği, en mutlu olduğu yerdeydi. Bugün siz bu yazıyı okurken de kendisi büyük ihtimalle ya bir oltanın ucunda balık bekliyor ya da bir geyiğin peşinde çalıları çimenleri aşıyor olacak.

Son

Marco Pierre White’a rockstar ünvanını kazandıran kusursuz mutfak kariyeri değildi.

O — yukarıda yazılanlara bakarak düşünebileceğiniz üzere — bir melek de değildi. Kendisi hepimiz gibi hataları, yanlışları, eksikleri, kusurları olan bir insandı.

Model Lisa Butcher ile 15 hafta süren ikinci evliliği, kendisi için çalışırken Gordon Ramsay’i bebekler gibi ağlatması, garsonuna kötü davranan müşteriyi yaka paça restorandan dışarı atması, rezervasyon için telefonlara kendisi bakıp saygısız konuşanları ömür boyu kara listeye alması gibi birçok sıra dışı özelliğiyle bu ünvanı kazandı.

O başkalarının elde etmek için cinayet işleyebileceği Michelin yıldızlarını — kendine dürüstlüğünden vazgeçmemek adına — sorgusuz sualsiz geri vermek gibi aşırı havalı hareketlerle, aşçılığı havalı bir meslek haline getiren, aşırı havalı bir adamdı.

Marco Pierre White bu sebeplerle namıdiğer rockstar olarak anıldı.

Marco Pierre White
Girişim
Türkçe
Mutfak
Şef
Recommended from ReadMedium