Kimi Räikkönen'in hayatı ve Formül 1 kariyeri, onun disleksi hastalığı, sakinliği ve heyecan azlığı gibi özellikleriyle dikkat çeken bir portre sunar.
Abstract
Kimi Räikkönen, Fin Formül 1 sürücüsü olarak, karakteristik olarak sakin, heyecan az ve disleksi hastalığına sahip olan bir kişilik sunar. Räikkönen'in hayatı ve karakteri, onun ilk yarışından itibaren kariyerindeki başarılarına ve zorluklarına kadar geniş bir yelpazede anlatılır. 2001 yılında Sauber takımında profesyonelleşmeye başladığı ve ardından Ferrari'de şampiyonluğa imza atmıştır. Räikkönen, kariyer boyunca hem değişik spor dallarında deneyimler edindiğini ve 2018 yılında Ferrari'den ayrılmadan önce son galibiyetlerini kazandığını vurgulanır. Ayrıca, onun Fernando Alonso ile uzun yıllar rekabet edeceğini düşünenlerin oralı olmadığı ve kariyer zirvesini erken yapıp bizi çok daha fazlasından mahrum bıraktığı belirtilir.
Opinions
Kimi Räikkönen, Fin kültürüne has heyecan azlığı ve sakinliği, onun kişiliğini ve profesyonel yaklaşımını şekillendirmiştir.
Räikkönen'in disleksi, onun okuma ve dikkat gibi konularda zorlanmasına yol açmış fakat bu engel ofisindeki başarısını etkilememiştir.
Onun ilk yarışındaki performansı ve Sauber'deki test sürüşleri, yeteneğine inanılması ve takımın ona olan güvenine örnek olarak gösterilmektedir.
Räikkönen'in Ferrari'deki başarıları ve şampiyonluğu, onun karakterinin ve sürüş tarzının profesyonelciliğini sergilediği dönemdir.
Kimi, kariyerindeki zorlukların yanı sıra, WRC, Nascar ve kamyonet yarışlarında deneyim görmüş ve bu deneyimler, onun sporcular olarak geniş kapsamlı bir perspektif kazanmasına katkıda bulunmuştur.
Räikkönen'in takım arkadaşlarıyla olan ilişkileri ve özellikle Maurizio Arrivabene ile olan işbirliği, onun politik yaklaşımlardan uzak kalmış ve sürücülerle iyi çalışan bir lider olarak tanınmıştır.
Kimi Räikkönen, Formula 1'in tarihinde en iyi sürücülerden biri olarak kabul edilmektedir ve bu, onun zaman yolcusu olarak geçmişteki ve şimdiki zamanların farklılıklarını anlamasına da izin vermektedir.
Jännittävä | Kimi-Matias Räikkönen
Nevi şahsına münhasır: Disleksi, alkolik, ve Iceman…
Kimi Raikkonen, Sauber, 2001
2017 Bahreyn sıralama turları sonrası basın toplantısındayız. Mercedes’in yeni Fin sürücüsü Valtteri Bottas, vatandaşları Keke Rosberg, Mika Hakkinen ve Kimi Raikkonen’in ardından ülkesinin yeni yıldızı olma hayaliyle, hayatında ilk kez o sezon pol ve galibiyet mücadelesi verebileceği bir araçta. Daha üçüncü yarışında da, ilk pol pozisyonunu alıyor ve basın mensuplarından gelen tutku, mutluluk ve heyecan temalı soruları cevaplıyor.
Ancak, üçüncü terimde bir sıkıntı var gibi!
2017 Bahrain Grand Prix Qualifying, Press Conference
Sebastian Vettel:“Fince’de ‘heyecan’ (exciting) kelimesinin bir karşılığı var mı ki?”
Lewis Hamilton:“Muhtemelen “hoie” gibi basit bir şey olabilir?”
Bottas bir süre düşünüyor, vecevabı bulamıyor.
SV: “Gördünüz mü? Yokmuş işte!”
Bottas’ın yaşadığı anlık bir “black-out” muydu, yoksa heyecan kelimesi -şaşırtmayacağı üzere- Fincede çok mu nadir kullanılıyor diye araştırdığımda, 2 adet kelime buldum:
“Jännittävä” ve “kiihottava”.
Eğer bu kelimeleri Google’da aratırsanız, karşınıza çıkan görsellerin hiçbirinde heyecanlı insanlar göremeyeceksiniz. Birkaç dilde daha denerseniz, bisiklete binen çocuklar, iş yerinde terfi alan profesyoneller, ultrason çektiren anne adayları gibi, gerçekten heyecanlı diyebileceğimiz insanlarla, hatta evcil hayvanlarla karşılaşabilirsiniz.
Dahası, kelimenin aranma hacmi de çok düşük. Jännittävä’yı, yakın coğrafyadaki benzer nüfusa sahip İskandinav ülkelerindeki heyecanlı anlamına gelen kelimelerle kıyaslayınca, şöyle bir tablo ortaya çıkıyor (mavi=Fince):
“Exciting”, İskandinav Dilleri vs. Fince (mavi), Google Trends (Aug-20)
Özetle, Finlandiyalıların hayatında heyecan türevi bir duyguya pek de yer yok. İnce zekasına onlarca sayfa yazabileceğimiz Vettel haklıymış. Fakat bu satırlar, onun 2010 yılında taklidini yaptığı birine ait.
Jännittävä
Kimi Raikkonen, telsiz konuşmalarını saymazsak ortalama bir Finlandiya vatandaşı için bile fazla sakin. Öyle ki, Lewis Hamilton 2008 Kanada’da pit çıkışında kırmızı ışığı görmeyip kendisine vurduğunda, hiç sinirlenmeden aracından inip, Lewis’in omzuna elini atıp nereye bakması gerektiğini göstermesi yeterliydi.
Kimi Raikkonen & Lewis Hamilton, 2008 Canadian Grand Prix
Onu Raikkonen yapan 2 temel özelliği, kendine has umursamazlığı ve disleksi hastalığı. Bu hastalığa sahip insanlar, normal veya üstün bir zekaya rağmen okuma, dil, hafıza ve dikkat gibi konularda problem yaşayabiliyor. Muhtemelen, Kimi’nin 8 sene yarıştığı Ferrari’de İtalyanca öğrenememesi de bununla ilgili. 2018 yılında takımdan ayrılacağı kesinleştiğinde, çocukken zarar gören ses telleri yüzünden biraz kısık gelen tonlamadan uzak sesiyle durumu tiye alacaktı.
“Belki de İtalyanca öğrenemediğim için kovmuşlardır!”
Kimi, yıllar sonra çıkan, %90'ını kendi yazmadığı kitabı için de kısa ve öz bir değerlendirmede bulunarak, çizgisini korudu. Zaten, bu saydığımız bütün özellikleri birleştirince, ortaya röportajın yapıldığı dili karıştıran bir Raikkonen çıkıyor.
“Kitap işte. İnsanların sevip sevmeyeceği umrumda değil, ben Michael Schumacher değilim.”
Potansiyel
Bir şeyi gerçekten istediği zaman, şans da karşısında olmadığı sürece onu elde edebilen, bir zamanların saf hız olarak en iyisi, aynı zamanda 40 yaşında ve orta sıralarda bile olsa yarışmaya tutkulu birinden bahsediyoruz.
Bu satırlara ilham olan kariyerini ise, yeteneğiyle birlikte Finlandiya’nın soğuk iklimine borçlu. Yılın büyük zamanında kaygan olan pistlerde edindiği deneyim, ona doğal yeteneğini daha da geliştirme fırsatı sundu. Hem de öyle bir yetenek ki, açık tekerlerde sadece 23 yarışlık bir tecrübesi olduğu halde, slick lastikli kart aracıyla ıslak zeminde yarattığı harikalar, menajeri David Robertson’ın ikna becerisiyle birleşince Sauber’de bir testin kapısını araladı. Peter Sauber o günleri şöyle anlatıyor:
“David’le daha önce hiç tanışmamıştım. En iyisi harika bir satışçı olduğunu söyleyelim, çünkü o zamanlar hiç paramız yoktu, ve normalde genç sürücülerde bir test programı yaptığımızda para kazanmayı amaçlardık. Ama o, bu çocuğun çok özel bir şeye sahip olduğunu söyleyip beni ikna etti, ve hiçbir şey ödemediler! Hala neden bunu kabul ettiğimi anlamıyorum.
Çocuk direkt gözlerinizin içine bakıyordu ve hiç konuşmuyordu. ‘Tanrım, bu adam çok garip…’ diye düşünmüştüm.”
Kimi Raikkonen, 2001 Mugello Tests
Sauber’de pist mühendisi olarak görev alan Jack Eeckelaert ise, onun ilk gün ne kadar etkileyici bir performans gösterdiğini şu sözlerle aktarıyor:
“Mugello’da ilk gün Kimi yanıma geldi ve Schumacher’in çeşitli virajlarda nasıl bir yaklaşım sergilediğini takip edip edemeyeceğimizi sordu.”
“Akşam saatlerinde misafirhanemizin kapısı çaldı, dışarıda Michael vardı. ‘Sabah Sauber’le sürüş yapan pilot kimdi?’ diye sordu. Ona cevabı verince hemen döndü ve, ‘Bu çocuk çok, çok hızlı olacak’ dedi.”
O üç gün sonunda Kimi, Peter Sauber’i o kadar büyülemiş ki, onunla anlaşma imzalamak için o zamanki sponsorları Red Bull’a karşı çıkmaya zorlamış.
Zira, Red Bull’un desteklediği Enrique Bernoldi de aynı hafta piste çıkmıştı. Helmut Marko, Dietrich Mateschitz’e gidip Peter Sauber’in Enrique’nin aracını bilerek yavaşlattığı minvalinde bir hikaye bile anlatmış. Neyse ki, taraflar uzlaşmış ve Raikkonen’le bir anlaşma imzalanmış.
2001 Australian Grand Prix, Rookies
Karma
2001 Avustralya gridi, fazlasıyla özeldir. Raikkonen’le birlikte, Fernando Alonso, Juan Pablo Montoya, ve Enrique Bernoldi ilk yarışlarına beraber çıktılar. Kimi’nin ilk yarışındaki heyecanını (!), geçmişte Senna’nın da antrenörlüğünü yapan Josef Leberer anlatıyor:
“Yarıştan sadece 30 dakika öncesiydi ve Raikkonen ortalarda yoktu. Mekanikerler onu garajın etrafında bulamayınca aramaya gittim.
Bir baktım ki, misafirhanede uyuyor. Ona ‘Kimi, birkaç dakika içerisinde ilk yarışına çıkman gerekiyor!” dedim. Homurdanarak ‘Aman Josef, beş dakika izin ver…” dedi.
Böyle bir şeyi daha önce hiç görmedim, daha sonra da görmedim! Aşırı bir rahatlıktı! Rol yapmıyordu, doğal Kimi Raikkonen’di.”
Fin pilot, o ilk yarışın sonlarında önündeki Olivier Panis’le olan farkı 20'li saniyelerden zorlayarak 17'ye indiriyor. Panis’in aldığı zaman cezasıyla birlikte de 6.lığı alarak puanla tanışıyordu.
O sene, berbat bir sezon geçiren Mika Hakkinen, sezon sonu ara verince, yerini varisi olarak gösterilen Raikkonen aldı. Henüz ikinci yılında da, tek bir galibiyetle neredeyse şampiyon oluyordu, ki o galibiyeti aldığı tarihte, bunu başaran en genç 3. isim olmuştu.
2005'te birçok otoritenin onu saf hız anlamında en iyisi olarak gösterdiği bir konuma yükseldi, ama dayanıklılık problemleriyle geride kaldı. Yine de, Japonya Grand Prix’si kariyerinin en iyi sürüşüydü. 17. sıradan başladığı yarışı kazanarak, bunu en geriden gelerek başaran 4. isim oldu.
Kimi Raikkonen, 2006 Monaco Grand Prix
Belki ona kariyeri boyunca en çok yakışan renk McLaren grisiydi. Ancak İngiliz takımda bir türlü olmayacağını, 2006 Monaco’da motor patlatıp direkt yatına gittiği gün kabul etti. Hakkinen’de olduğu gibi, Schumacher’in emekliliğiyle de boşalan koltuğa, Ferrari’ye geçti.
İniş çıkışlarla giden ilk sezonda, Fransa’dan itibaren ritmini buldu. Son iki yarışa Hamilton’ın 17 puan gerisinde girdiğinde, şampiyon olabileceğine kimse pek ihtimal vermemişti. Fakat öyle bir senaryo gerçekleşti ki, önceki yıllarda durduk yere kopan arka kanat, son turda kırılan süspansiyon, patlayıp duran Mercedes motoru gibi şanssızlıkların diyetini, hayat resmen iki yarışta geri ödedi.
Ne tesadüftür ki, Lewis’in sonradan elde edeceği 6 şampiyonlukta da takım arkadaşları Finlandiya’lı olacaktı -Nico Rosberg’i de sayarsak. Bu hikaye, karmanın varlığını tek başına ispatlar nitelikte.
Kimi Raikkonen, 2007 Brazilian Grand Prix
“OK, it’s all over, Hamilton seventh. By my calculations, we win the championship by one point”
- Chris Dyer, 2007 Brazilian Grand Prix
Kimi v2.0
Kimi, 2009 sonunda F1'e ara verdiği sıralarda babasını da kaybedince bir çeşit depresyona girmiş. “İyi ki WRC’ye başlamışım, yoksa hayatım pek de iyiye gitmeyecekti.” diyor. Sadece WRC değil, Nascar ve kamyonet yarışlarını da denedi.
Kimi Raikkonen, Truck Series
2 yıllık aranın ardından, Lotus’la spora geri dönüp çok istikrarlı iki sezon geçirdi. Bir ara şampiyonluk potasına bile girdi, sezonu 3.lükle bitirdi. Gridin bazen 0.5 saniye içinde 10 pilota kadar daraldığı dönemde, 27 yarış üst üste puan almayı başardı. Bu güçlü geri dönüşle birlikte, Felipe Massa’dan boşalan Ferrari koltuğuna ikinci kez oturdu. Ne yazık ki, buradan sonrası pek de parlak geçmedi ve düzenli olarak Fernando Alonso ve Sebastian Vettel’e mağlup oldu.
Yine de, Monaco ‘17, İtalya ‘18 polleri ve Amerika ‘18 galibiyeti taraftarları arasında hatırı sayılır bir coşkuya sebep oldu. Özellikle 2018 yılında yaptıklarıyla, tarihin en hızlı pol turu, ilk ve son galibiyeti ile ilk ve son pol pozisyonu arasında en fazla zaman geçen sürücü ünvanı gibi bazı rekorları ele geçirdi. Son olarak, en fazla yarışa katılan sürücü rekorunu da 2020'de Rubens Barrichello’nun elinden aldı.
Onu en iyi tanımlayan rekor ise bambaşka. O, Formula 1 tarihinde, podyumun üçüncü basamağına tam 45 kezle en fazla çıkan pilot. Minimum çabayla, maksimum şampanya içmek için harika bir yol!
Minimum çaba, maksimum şampanya!
Zaman Yolcusu
Ferrari’de beraber çalıştığı Maurizio Arrivabene’yi, çalıştığı en iyi takım patronu olarak tanımlıyor (haliyle kıyasladığı isimler arasında Jean Todt ve Ron Dennis’in de bulunduğunu hatırlatalım). Genelde, sürücülerin favorisi en iyi sezonlarını birlikte geçirdiği isimler olur. Bu açıdan, Raikkonen’in kovulduğu dönemdeki patronunu işaret ederek, politik bir yaklaşımdan ne kadar uzak olduğunu da görebiliriz.
Kimi Raikkonen & Fernando Alonso, 2005
Herkes onun, Fernando Alonso ile uzun yıllar rekabet edeceğini düşünürken, o, ilk şampiyonluğundan sonra pek oralı olmadı. Zaten Alonso da oralarda olamadı. Schumi dominasyonundan sonraki 3 yılı süpüren ikili, sahneyi Lewis Hamilton ve Sebastian Vettel’e bıraktılar.
Raikkonen, kitabında geçmiş ve şimdiki zamanların Formula 1'ine güzel bir atıf yapıyor, ve aslında kendi idolünü de itiraf etmiş oluyor:
“James Hunt’ın zamanlarında (70'ler) sürücüler birbirlerine çok daha saygılıydı. Yakıt depoları öyle riskli bir yerdeydi ki, birine çarptığınızda bu ölmesi anlamına gelebilirdi.
O zamanlar aptalca şeyler yapamazdınız. Bugünlerde her şey çok güvenli, aptalca şeyler yapabilirsiniz.”
2002 Spa’da dumanlar altındaki uzun düzlüğe gaz kesmeden girdiğinde, James Hunt, Jim Clark, Ayrton Senna gibi isimlerin cesaretine ve özgüvenine sahip olduğunu zaten göstermişti. Bu açıdan, zamanda yolculuk yapmış bir ismi izlemiş gibi hissetmekte haklıyız. Nerede gördüğümü hatırlayamadığım, ama eski dönemleri güzel özetleyen bir cümle vardı:
Kimi Raikkonen, kariyer zirvesini erken yapıp bizi çok daha fazlasından mahrum bıraktı ama, 2018 FIA Gala’sındaki alkol zirvesi belki de bu yazıyı kapamak için ideal olandır…