Halil Paşa ve Pembeli Kadın

Ya da Hüseyin Çağlayan ve Suflör–belki de Walt Disney ve Mickey Mouse.
Ne fark eder! Hepsi aynı değil mi? Özenmiş, hayal etmiş ve sonunda başarmış kişiler. Başaramasalar da sorun değildi zaten.
Özenti Olmak İyidir!
Halil Paşa saray ressamlarına özenmiş. Hüseyin Çağlayan büyük ihtimalle annesinin ve etrafında yetiştiği kadınların kıyafetlerini tasarlayan modacılara; Walt Disney ise çocukken evine alınan gazetenin ilk sayfasına çizimler yapan bir karikatüriste…
“Ay özentiye bak!” denir di mi? Özenilen şey birinin taktığı saati takmaya çalışmaksa, birinin kolundaki çantaya özenmekse, birinin ayağındaki ayakkabıyı kıskanmaksa eyvallah.
Peki ya Pembeli Kadın portresine özenip benzerini yapmaya çalışmaksa, Suflör sergisine vurulup daha iyisini ben yapabilir miyim diye hayal etmekse, Mickey Mouse’a hayran olup kendi kendine bir şeyler karalamaya başlamaksa buna hiç “Ay özentiye bak!” denir mi?
Diyen ahmak bulunur elbet. Sen işine bakacaksın. Sinirden tuvali deleceksin, kumaşın içine sıçacaksın, tomar tomar kağıt harcayacaksın ama vazgeçmeyeceksin! Özenti olmaya devam edeceksin.
Halil Paşa bilmez miydi; “Ya ben Sultan Abdülaziz’in yaveriyim benim neyime resim; ben Paris’e resim öğrenmeye değil şu paşaların ayağındaki havalı çizmelerden almaya giderim.” demeyi?
Hüseyin Çağlayan bilmez miydi; “Ya ben Kıbrıs Türk’ü sıradan bir ailedenim benim neyime sanat, moda filan Londra’ya gidip finans okuyayım da şu yatırım bankalarından birine kapağı atıp hayatımı kurtarayım.” demeyi?
Walt Disney bilmez miydi; “Ya ben Chicago’lu gariban bir ailenin oğluyum benim neyime karikatür, çizim filan amcam Missouri’de bir çiftlik almış onun yanından ayrılmayayım da bende çiftçi olup ömrümü böyle harcayayım; geçip gitsin.” demeyi?
Bilirlerdi elbet ama demediler. Hep özendiler. Bir sonraki adımı düşündüler. Daha iyisini nasıl yaparım diye hayal ettiler. Çok çalıştılar. Ömürlerini onları heyecanlandıran bir şeye vakfettiler. Eninde sonunda “Ay özentiye bak!” diyecek birini etkilemek için boşu boşuna başka işlerle uğraşmadılar.
Özetle
İçinize düşen bir ateş varsa kendi kendinize “Mı, acaba, ben mi, yok ya?” demeyin! Kimse böyle boş işlerle uğraşmıyor benim neyime diye düşünmeyin. O boş işler hayatınızda yapıp yapabileceğiniz en anlamlı işlere dönüşecek. Sonra başka özentiler sizlere özenecek ve bu defa siz onların ilham perisi, umut ışığı olacaksınız.
Birilerine özenmeden, öykünmeden, taklit etmeye çalışmadan hiçbir şey gerçeğe dönüşmez. Kendinizle uğraşmayı bırakın ve özendiğiniz şeylere daha çok odaklanın. Kafanızın içinde size aksini söyleyen ve “Ay özentiye bak!” diyen o sesin, sesini kısın. Onun yerine son ses size ilham veren şarkıları dinleyin, yorulmaksızın size ilham veren yazıları okuyun.
Geçmiş tarih, gelecek söz verilmiş değil. Elinizde sadece bugünün olduğunu hatırlayarak, onu ne ile uğraşarak geçirmek istiyorsanız öyle geçirin. Zaten çok kısa bir süre sonra bakacaksınız ki endişelenmenizi gerektirecek bir şey kalmamış ve size ayrılan sürenin sonuna çoktan gelmişsiniz.
O gün geldiğinde kendinize söyleyeceğiniz şey; iyi ki o tuvali boyamışım, o gömleği dikmişim, o fareyi çizmişim olacak…
Hepimize iyi özenmeler!
