avatarUluc Aydemir

Free AI web copilot to create summaries, insights and extended knowledge, download it at here

4653

Abstract

ylaşmaları için yaratılmıştı.</p><p id="d994">1973 yılına gelindiğinde iki yazılım mühendisi -Vint Cerf ve Robert Kahn- ARPANET için yeni ağ standartlarını belirleyen bir çalışma yaptılar. Bu çalışma modern internetin başlangıcına işaret eden TCP/IP standartlarını oluşturdu.</p><p id="247f">Resmi olarak 1 Ocak 1983'de ARPANET yerini TCP/IP’ye bıraktı. 80'ler boyunca internetin gelişimi peyderpey ordudan NSF’ye (National Science Foundation) devredildi. 1981'den 1994'e kadar internetin omurgasını oluşturan uzun mesafeli ağlar NSF’nin fonlaması sayesinde kuruldu. 1994 yılında Clinton yönetimi internetin <i>“kontrolünü” </i>NSF’den özel sektöre devretti. O gün bugündür internet herhangi bir kurum veya kuruluşun kontrolü altına girmedi.</p><h2 id="ab8b">İnterneti Kim Yönetiyor?</h2><p id="3b47">Yukarıda da belirttiğimiz gibi interneti kimse yönetmiyor.</p><p id="8ee5">ICANN’a (Internet Corporation for Assigned Names and Numbers) ilişkin böyle bir algı var fakat ICANN’ın kontrol ettiği tek kısım domain isimlerinin (medium.com gibi) ve IP adreslerinin dağıtımı. Bunun dışında internetin genel olarak düzenlenmesi ve yönetimiyle; hangi bilgilerin, kim tarafından kimlerle, ne amaçla paylaşılacağı konuları üzerinde hiçbir yaptırım gücü bulunmamaktadır.</p><p id="b688">IP adresi veya internet protokol adresini ise bilgisayarların iletişimde bulunurken birbirlerini tanıyabilmeleri için kullanılan rakamlar olarak tanımlayabiliriz.</p><h2 id="0ec7">Kablosuz İnternet Nasıl Çalışıyor?</h2><p id="d5ef">İlk günlerinde interneti tamamen kablolu olarak kullanıyorduk. Son 10 senedeyse hemen hemen hepimiz kablosuz olarak internete erişmeye başladık.</p><p id="ecef">İnternete kablosuz olarak erişmenin iki yöntemi var. Bunlar wifi ve hücresel erişim.</p><p id="f0e0">Wifi ağları hücresel ağlara kıyasla daha basit yapılar. Hepimiz evimiz ve iş yerimizdeki kablolu internetimizi wifi ağlarını yönetmek için piyasada satılan cihazlardan birini satın alarak, ekstra bir lisansa gerek duymadan, elektromanyetik dalgalar aracılığıyla tüm cihazlarımızı internete bağlamak için kolayca kullanabiliriz.</p><p id="5d68">Hücresel ağlar ise servis alanlarını farklı ölçütlerle hücrelere bölen daha merkezi ve karmaşık yapılar. Şehrin en yoğun alanlarında bu hücreler birkaç bina başına bir seviyesine çıkarken kırsal alanda onlarca kilometrekareye sadece bir hücre düşebilmektedir. Her hücrenin kendine ait bir baz istasyonu bulunmakta; biz internete eriştiğimiz cihazlarla yer değiştirdikçe bağlantımız bir baz istasyonundan diğerine -başka bir deyişle bir hücreden diğerine- kesintiye uğramadan aktarılmaktadır.</p><p id="f376">Hücresel ağlar, wifi özelinde olduğu gibi lisanssız kullanılamayacak kadar geniş alanları kapsadığı için lisanslı kullanımları devlet iznine tabidir. Bu izinler genellikle açık artırma şeklinde yapılan ihalelerle satılır ve devletler açısından son yıllarda en önemli gelir kaynaklarından birine dönüşmüştür.</p><h2 id="c027">Bulut Nedir?</h2><p id="c443">2000'li yılların başında ortaya çıkmaya başlayan bulut bilişim kavramı kullanıcılara lokal bir sunucu ya da kişisel bilgisayarlarında ekstra bir alana ihtiyaç duymadan istedikleri uygulamaları kullanma, verilerini depolama, yönetme ve işleme imkanı sunan uzak sunuculardan oluşan bir ağ hizmetidir.</p><p id="bbff">Örnek olarak yakın geçmişte Microsoft Office uygulaması üzerinde yaptığımız çalışmaları kişisel bilgisayarımızın sürücülerine kaydetmemiz gerekiyordu. Bu sabit sürücümüzdeki depolama alanını zamanla azaltırken bilgisayarımızın da daha yavaş çalışmasına sebep olup, yüksek hacimli dosyalarımızın paylaşımını da oldukça meşakkatli kılıyordu. Ayrıca Microsoft Office uygulamasının yeni bir sürümü çıktığında da fiziksel olarak ürünü satın alıp yine sabit sürücümüze kaydetmemiz gerekiyordu.</p><p id="703f">Oysa şu an bir bulut bilişim hizmeti olan Google Dökümanları aracılığıyla aynı çalışmayı kendi kişisel bilgisayarımızda yapıp dosyanın kendisi dahil tüm depolama işlemlerini Google sunucuları üzerinde gerçekleştirerek hem kendi bilgisayarımızın depolama alanını gereksiz doldurmaktan kaçınıyoruz, hem dosyalarımızın yaşanabilecek bir problemle kaybolmasını riskini ortadan kaldırıyoruz, hem de izin verdiğimiz ölçüde tüm bilgisayarlardan dosyamıza kolayca erişilebildiği için özellikle büyük dosyaları paylaşmanın yarattığı külfetten kurtuluyoruz.</p><p id="5c21">En başarılı bulut tabanlı girişimlere örnek olarak Dropbox uygulamasını verebiliriz. Apple’ın iCloud hizmeti ve tüm müzik arşivimizi dilediğimiz cihazdan dilediğimiz yerde dinlememizi sağlayan Spotify da yine en başarılı bulut uygulamalarından bazıları…</p><p id="d868">Bulut bilişimin işletme

Options

ler üzerinde de olumlu manada çok büyük etkileri oldu. 90'larda şirketinize ait bir websiteniz olmasını istiyorsanız bunun için kendi sunucularınızı satın almanız ve yönetmeniz gerekiyordu. Bugün en küçük işletmeler dahi AWS (Amazon Web Services) gibi hizmetleri kullanarak ihtiyaçları kadar sunucuyu kiralayabiliyor; böylece şirketlerinin ya da girişimlerinin beklenmedik hızlarda büyüme gösterdiği senaryolarda dahi önceden ciddi yatırımlara gerek duymadan sadece AWS üzerinde kiraladıkları sunucu miktarını artırarak ölçek ekonomisine kolayca ulaşabiliyorlar.</p><h2 id="e47e">WWW Nedir?</h2><p id="278a">WWW (World Wide Web) internet üzerinde bilgi paylaşımını sağlayan en popüler uygulamadır.</p><p id="8e57">1991 yılında CERN araştırma merkezinde çalışan bilgisayar programcısı Timothy Berners-Lee tarafından yaratıldı. Web, kullanıcılara bilgiler arasında rahatça gezinebildikleri ve bir dökümandan diğer dökümana tek bir tıkla ulaşabildikleri kullanıcı dostu arayüze sahip, çok güçlü bir uygulama sağladı.</p><p id="dfb7">Zamanla bu uygulama resimleri, sesleri ve videoları da destekler hale geldi. 1990'ların ortalarında ilk defa Yahoo ve Amazon gibi tamamen web tabanlı şirketler ortaya çıkıp başarı yakalamaya başladı. 1994 yılında Berners-Lee, bu defa web standartlarını düzenlemek için W3C’yi (World Wide Web Consortium) kurdu. Kendisi hâlâ kar amacı gütmeyen bu organizasyonda Direktör ünvanıyla çalışmaktadır.</p><p id="6008">Bugün web standartları W3C yerine daha ziyade pazar payı en yüksek web tarayıcıların sahibi olan Google, Microsoft, Apple ve Mozilla gibi şirketler tarafından belirlenmektedir.</p><h2 id="0556">Web Tarayıcısı Nedir?</h2><p id="f875">Web tarayıcıları kullanıcıların websitelerini görüntülemelerini sağlayan bilgisayar programlarıdır.</p><p id="0412">İlk web tarayıcısı Illinois Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından kurulan Mosaic isimli tarayıcıdır. İlerleyen yıllarda yine aynı ekip California’ya taşınarak ticari anlamda başarı yakalamış ilk tarayıcı olan Netscape’i kurdular.</p><p id="a827">Netscape’in popülaritesini yok eden Microsoft’un Internet Explorer’ı oldu. Açık kaynak olarak yoluna devam eden Netscape ise gelecek yıllarda Mozilla’nın Firefox’u olarak yeniden karşımıza çıktı.</p><p id="1e49">2003 yılında Apple, Safari isimli tarayıcısını 2008 yılındaysa Google, Chrome isimli tarayıcısını kullanıcılarla buluşturdu. Günümüze geldiğimizde Google Chrome %50'yi aşan pazar payıyla dünyanın en popüler web tarayıcısı konumundadır.</p><h2 id="5560">SSL Nedir?</h2><p id="c558">SSL (Secure Sockets Layer) kullanıcıların internete gönderdikleri bilgilerini şifreleme yoluyla korumalarını sağlayan bir teknolojidir.</p><p id="e343">Websitelerini ziyaret ederken URL adreslerinin başında kilit işareti ve http ibaresinin sonunda “s” harfi dahil olarak https yazısını görüyorsanız bu size, o site üzerinden gönderdiğiniz ve aldığınız bilgilerin üçüncü kişilere karşı şifreleme yoluyla korunduğunu belirtir. Eğer üçüncü partiler paylaştığınız bilgileri hacklemeyi başarsa bile görecekleri sadece rastgele dizilmiş karakterlerden ibaret olacaktır. Bu şifrenin çözümlemesi araya giren üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilemez; sadece alıcı taraf bu şifreyi çözümleyebilecek anahtara sahiptir.</p><p id="3729">1994 yılında Netscape tarafından icat edilen SSL, başlarda sadece online hizmet veren bankaların websitelerinde kullanılıyordu. 2010 yılından sonra ise Google, Facebook ve Yahoo gibi büyük sitelerin de SSL kullanmaya başladığını gördük. 2015 yılından sonraysa arama motorlarının SSL sertifikası bulunmayan websitelerini güvensiz olarak değerlendirmeye başlaması, özellikle arama motoru optimizasyonu ve pazarlamasına önem veren birçok site için SSL sertifikası edinmeyi neredeyse zorunlu kıldı.</p><h2 id="fd26">DNS Nedir?</h2><p id="b03b">DNS (Domain Name System) Medium sitesine ulaşmak için karışık ve hatırlanması zor rakamlar yazmak yerine tarayıcınıza sadece Medium.com yazarak ulaşmanızı sağlayan sistemdir.</p><p id="3ac6">Sistem hiyerarşik bir yapıya sahiptir. Örnek olarak <i>“.com”</i> domain adresinin sahibi Verisign firmasıdır. Bu şirket medium.com ya da google.com alt domainlerini Medium ve Google şirketine satar; bu şirketlerde satın aldıkları domain adresleri için daha sonra ulucaydemir.medium.com gibi kendi alt domain adreslerini oluşturabilirler.</p><p id="f4d2">Yazımızın burada sonuna geldik. Umarım bazı eski bilgilerinizi tazelemenize ve yanına yenilerini eklemenize yardımcı olmuştur. Bir daha yoldan geçen birisi size internet ya da blockchain nerede diye sorarsa ona Cem Yılmaz’ın dediği gibi <i>“içimizde”</i> cevabını vermeniz dileğiyle…</p></article></body>

Bildiğimiz Ya Da Bilmediğimiz İnternet

Photo by Joshua Sortino on Unsplash

Son yıllarda sıkça sorulan blockchain nedir sorusu, bana hep 2000'li yılların başında sorulan internet nedir sorusunu hatırlattı.

Blockchain konusunu sonraya saklayıp, 20 yıl sonra dahi tam olarak ne olduğunu bilemediğimiz interneti biraz açıklamaya ve anlamaya çalışalım.

Neyse ki blockchain nerede tarzı sorularda olduğu gibi bugün kimse artık karşımıza çıkıp internet nerede gibi sorular sormuyor. Teknolojiye en uzak büyüklerimiz bile internetin WhatsApp mesajı gönderdikleri telefonda, gazetelerini okudukları bilgisayarda, torunlarıyla FaceTime yaptıkları iPad’de olduğunu biliyor.

Buna rağmen 90'lar sonrasında doğmuş, teknolojiyle iç içe büyümüş, ilk cep telefonu iPhone olan neslin büyük bir çoğunluğuysa “server” nedir gibi basit bir soruyu bile cevaplamakta zorlanıyor ve genel olarak internetin işleyişine dair net bir fikre sahip değil.

Aslında hepimizi bugün yolda birisi çevirse ve internet nedir diye sorsa -soru her ne kadar saçma ve gereksiz gelse de- cevap vermeye kalktığımızda kendimizi bocalar buluyoruz.

Bildiğimizi sandığımız fakat pek de bilmediğimiz internetin ilk gününden bugününe kısa bir yolculuğa çıkalım ve unutmuş olabileceğimiz bazı bilgilerimizi tazeleyelim.

1969 yılında akademik bir araştırmayla başlayan ve 1990'larda bugünkü formuna en yakın halini alan internet, günümüzde neredeyse dünya nüfusunun yarısı (4 milyar insan) tarafından kullanılıyor.

Kimsenin sahip olmadığı ve kimsenin kontrolünde olmayan internet binlerce organizasyonun gönüllü olarak birbirleriyle ağlarını paylaşmaları sonucu ortaya çıkan bir yapı.

Günümüzde birçok kişi interneti, web tarayıcıları üzerinden kullandığı için iki kavramın aynı manaya geldiğine dair yanlış algı oldukça yaygın. Oysa web, internetin -email ve benzeri- uygulamalarından sadece biri.

İnternet Nerede?

Bu sorunun daha derinine inersek, üç ana öğeyle karşılaşıyoruz.

Bunlardan ilki “son adım” olarak tanımlayabileceğimiz ve interneti evlerimize, iş yerlerimize ulaştıran servis sağlayıcılar. Bunlara pazarın büyük çoğunluğunu elinde bulunduran Türk Telekom, kablo üzerinden hem internet hem televizyon hizmeti sunan Türksat Kablonet ve fiber optik kablolarla hizmet sunan Turkcell Superonline gibi firmaları dahil edebiliriz.

Baz istasyonları aracılığıyla hücresel olarak cep telefonlarımıza interneti ulaştıran Vodafone ve benzeri firmalar da yine internet nerede sorumuzun “son adım” kısmında yer almaktadır.

İkinci kısmı data merkezleri oluşturmaktadır. Bunlar neredeyse sayısız ve sınırsız büyüklükteki sunucuları sayesinde ihtiyacımız olan bilgileri ve her gün kullanmakta oldugumuz uygulamaları depolayan Google, Microsoft ve Facebook tarzı büyük işletmelerdir. Bluehost gibi görece daha küçük ölçekte benzer hizmetleri sunan birçok ticari işletme de bulunmaktadır.

Data merkezleri dünyanın her yerinde kurulabilmesine rağmen şirketler, kapladıkları geniş alan ve tükettikleri yoğun elektrik sebebiyle bu depoları genellikle arsa değerinin düşük, elektrik ücretinin ucuz olduğu izole alanlara kurmayı tercih ediyorlar. Örnek olarak Google, Microsoft ve Facebook’un her üçünün de geniş düz arazilere sahip ve yüzölçümüyle kıyaslandığında diğer eyaletlere göre daha düşük popülasyonu olan Iowa eyaletinde data merkezleri vardır.

Son kısmı ise “omurga” olarak tanımlayacağımız genellikle uzun mesafeli fiber optik kablolardan oluşan; data merkezlerini kullanıcılarla bir araya getiren yapılar oluşturmaktadır.

Bu üç öğe gerçek manada internet nerede sorusunun cevabını bize vermektedir.

İnterneti kim Yarattı?

İnternet Amerikan ordusunun ARPA (Advanced Research Projects Agency) birimi tarafından ilk olarak ARPANET adıyla kuruldu. Bu ağ yüksek düzeyli devlet kurumlarının ve önemli üniversitelerin akademik araştırmaları daha kolay bir şekilde geliştirmeleri ve birbirleriyle paylaşmaları için yaratılmıştı.

1973 yılına gelindiğinde iki yazılım mühendisi -Vint Cerf ve Robert Kahn- ARPANET için yeni ağ standartlarını belirleyen bir çalışma yaptılar. Bu çalışma modern internetin başlangıcına işaret eden TCP/IP standartlarını oluşturdu.

Resmi olarak 1 Ocak 1983'de ARPANET yerini TCP/IP’ye bıraktı. 80'ler boyunca internetin gelişimi peyderpey ordudan NSF’ye (National Science Foundation) devredildi. 1981'den 1994'e kadar internetin omurgasını oluşturan uzun mesafeli ağlar NSF’nin fonlaması sayesinde kuruldu. 1994 yılında Clinton yönetimi internetin “kontrolünü” NSF’den özel sektöre devretti. O gün bugündür internet herhangi bir kurum veya kuruluşun kontrolü altına girmedi.

İnterneti Kim Yönetiyor?

Yukarıda da belirttiğimiz gibi interneti kimse yönetmiyor.

ICANN’a (Internet Corporation for Assigned Names and Numbers) ilişkin böyle bir algı var fakat ICANN’ın kontrol ettiği tek kısım domain isimlerinin (medium.com gibi) ve IP adreslerinin dağıtımı. Bunun dışında internetin genel olarak düzenlenmesi ve yönetimiyle; hangi bilgilerin, kim tarafından kimlerle, ne amaçla paylaşılacağı konuları üzerinde hiçbir yaptırım gücü bulunmamaktadır.

IP adresi veya internet protokol adresini ise bilgisayarların iletişimde bulunurken birbirlerini tanıyabilmeleri için kullanılan rakamlar olarak tanımlayabiliriz.

Kablosuz İnternet Nasıl Çalışıyor?

İlk günlerinde interneti tamamen kablolu olarak kullanıyorduk. Son 10 senedeyse hemen hemen hepimiz kablosuz olarak internete erişmeye başladık.

İnternete kablosuz olarak erişmenin iki yöntemi var. Bunlar wifi ve hücresel erişim.

Wifi ağları hücresel ağlara kıyasla daha basit yapılar. Hepimiz evimiz ve iş yerimizdeki kablolu internetimizi wifi ağlarını yönetmek için piyasada satılan cihazlardan birini satın alarak, ekstra bir lisansa gerek duymadan, elektromanyetik dalgalar aracılığıyla tüm cihazlarımızı internete bağlamak için kolayca kullanabiliriz.

Hücresel ağlar ise servis alanlarını farklı ölçütlerle hücrelere bölen daha merkezi ve karmaşık yapılar. Şehrin en yoğun alanlarında bu hücreler birkaç bina başına bir seviyesine çıkarken kırsal alanda onlarca kilometrekareye sadece bir hücre düşebilmektedir. Her hücrenin kendine ait bir baz istasyonu bulunmakta; biz internete eriştiğimiz cihazlarla yer değiştirdikçe bağlantımız bir baz istasyonundan diğerine -başka bir deyişle bir hücreden diğerine- kesintiye uğramadan aktarılmaktadır.

Hücresel ağlar, wifi özelinde olduğu gibi lisanssız kullanılamayacak kadar geniş alanları kapsadığı için lisanslı kullanımları devlet iznine tabidir. Bu izinler genellikle açık artırma şeklinde yapılan ihalelerle satılır ve devletler açısından son yıllarda en önemli gelir kaynaklarından birine dönüşmüştür.

Bulut Nedir?

2000'li yılların başında ortaya çıkmaya başlayan bulut bilişim kavramı kullanıcılara lokal bir sunucu ya da kişisel bilgisayarlarında ekstra bir alana ihtiyaç duymadan istedikleri uygulamaları kullanma, verilerini depolama, yönetme ve işleme imkanı sunan uzak sunuculardan oluşan bir ağ hizmetidir.

Örnek olarak yakın geçmişte Microsoft Office uygulaması üzerinde yaptığımız çalışmaları kişisel bilgisayarımızın sürücülerine kaydetmemiz gerekiyordu. Bu sabit sürücümüzdeki depolama alanını zamanla azaltırken bilgisayarımızın da daha yavaş çalışmasına sebep olup, yüksek hacimli dosyalarımızın paylaşımını da oldukça meşakkatli kılıyordu. Ayrıca Microsoft Office uygulamasının yeni bir sürümü çıktığında da fiziksel olarak ürünü satın alıp yine sabit sürücümüze kaydetmemiz gerekiyordu.

Oysa şu an bir bulut bilişim hizmeti olan Google Dökümanları aracılığıyla aynı çalışmayı kendi kişisel bilgisayarımızda yapıp dosyanın kendisi dahil tüm depolama işlemlerini Google sunucuları üzerinde gerçekleştirerek hem kendi bilgisayarımızın depolama alanını gereksiz doldurmaktan kaçınıyoruz, hem dosyalarımızın yaşanabilecek bir problemle kaybolmasını riskini ortadan kaldırıyoruz, hem de izin verdiğimiz ölçüde tüm bilgisayarlardan dosyamıza kolayca erişilebildiği için özellikle büyük dosyaları paylaşmanın yarattığı külfetten kurtuluyoruz.

En başarılı bulut tabanlı girişimlere örnek olarak Dropbox uygulamasını verebiliriz. Apple’ın iCloud hizmeti ve tüm müzik arşivimizi dilediğimiz cihazdan dilediğimiz yerde dinlememizi sağlayan Spotify da yine en başarılı bulut uygulamalarından bazıları…

Bulut bilişimin işletmeler üzerinde de olumlu manada çok büyük etkileri oldu. 90'larda şirketinize ait bir websiteniz olmasını istiyorsanız bunun için kendi sunucularınızı satın almanız ve yönetmeniz gerekiyordu. Bugün en küçük işletmeler dahi AWS (Amazon Web Services) gibi hizmetleri kullanarak ihtiyaçları kadar sunucuyu kiralayabiliyor; böylece şirketlerinin ya da girişimlerinin beklenmedik hızlarda büyüme gösterdiği senaryolarda dahi önceden ciddi yatırımlara gerek duymadan sadece AWS üzerinde kiraladıkları sunucu miktarını artırarak ölçek ekonomisine kolayca ulaşabiliyorlar.

WWW Nedir?

WWW (World Wide Web) internet üzerinde bilgi paylaşımını sağlayan en popüler uygulamadır.

1991 yılında CERN araştırma merkezinde çalışan bilgisayar programcısı Timothy Berners-Lee tarafından yaratıldı. Web, kullanıcılara bilgiler arasında rahatça gezinebildikleri ve bir dökümandan diğer dökümana tek bir tıkla ulaşabildikleri kullanıcı dostu arayüze sahip, çok güçlü bir uygulama sağladı.

Zamanla bu uygulama resimleri, sesleri ve videoları da destekler hale geldi. 1990'ların ortalarında ilk defa Yahoo ve Amazon gibi tamamen web tabanlı şirketler ortaya çıkıp başarı yakalamaya başladı. 1994 yılında Berners-Lee, bu defa web standartlarını düzenlemek için W3C’yi (World Wide Web Consortium) kurdu. Kendisi hâlâ kar amacı gütmeyen bu organizasyonda Direktör ünvanıyla çalışmaktadır.

Bugün web standartları W3C yerine daha ziyade pazar payı en yüksek web tarayıcıların sahibi olan Google, Microsoft, Apple ve Mozilla gibi şirketler tarafından belirlenmektedir.

Web Tarayıcısı Nedir?

Web tarayıcıları kullanıcıların websitelerini görüntülemelerini sağlayan bilgisayar programlarıdır.

İlk web tarayıcısı Illinois Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından kurulan Mosaic isimli tarayıcıdır. İlerleyen yıllarda yine aynı ekip California’ya taşınarak ticari anlamda başarı yakalamış ilk tarayıcı olan Netscape’i kurdular.

Netscape’in popülaritesini yok eden Microsoft’un Internet Explorer’ı oldu. Açık kaynak olarak yoluna devam eden Netscape ise gelecek yıllarda Mozilla’nın Firefox’u olarak yeniden karşımıza çıktı.

2003 yılında Apple, Safari isimli tarayıcısını 2008 yılındaysa Google, Chrome isimli tarayıcısını kullanıcılarla buluşturdu. Günümüze geldiğimizde Google Chrome %50'yi aşan pazar payıyla dünyanın en popüler web tarayıcısı konumundadır.

SSL Nedir?

SSL (Secure Sockets Layer) kullanıcıların internete gönderdikleri bilgilerini şifreleme yoluyla korumalarını sağlayan bir teknolojidir.

Websitelerini ziyaret ederken URL adreslerinin başında kilit işareti ve http ibaresinin sonunda “s” harfi dahil olarak https yazısını görüyorsanız bu size, o site üzerinden gönderdiğiniz ve aldığınız bilgilerin üçüncü kişilere karşı şifreleme yoluyla korunduğunu belirtir. Eğer üçüncü partiler paylaştığınız bilgileri hacklemeyi başarsa bile görecekleri sadece rastgele dizilmiş karakterlerden ibaret olacaktır. Bu şifrenin çözümlemesi araya giren üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilemez; sadece alıcı taraf bu şifreyi çözümleyebilecek anahtara sahiptir.

1994 yılında Netscape tarafından icat edilen SSL, başlarda sadece online hizmet veren bankaların websitelerinde kullanılıyordu. 2010 yılından sonra ise Google, Facebook ve Yahoo gibi büyük sitelerin de SSL kullanmaya başladığını gördük. 2015 yılından sonraysa arama motorlarının SSL sertifikası bulunmayan websitelerini güvensiz olarak değerlendirmeye başlaması, özellikle arama motoru optimizasyonu ve pazarlamasına önem veren birçok site için SSL sertifikası edinmeyi neredeyse zorunlu kıldı.

DNS Nedir?

DNS (Domain Name System) Medium sitesine ulaşmak için karışık ve hatırlanması zor rakamlar yazmak yerine tarayıcınıza sadece Medium.com yazarak ulaşmanızı sağlayan sistemdir.

Sistem hiyerarşik bir yapıya sahiptir. Örnek olarak “.com” domain adresinin sahibi Verisign firmasıdır. Bu şirket medium.com ya da google.com alt domainlerini Medium ve Google şirketine satar; bu şirketlerde satın aldıkları domain adresleri için daha sonra ulucaydemir.medium.com gibi kendi alt domain adreslerini oluşturabilirler.

Yazımızın burada sonuna geldik. Umarım bazı eski bilgilerinizi tazelemenize ve yanına yenilerini eklemenize yardımcı olmuştur. Bir daha yoldan geçen birisi size internet ya da blockchain nerede diye sorarsa ona Cem Yılmaz’ın dediği gibi “içimizde” cevabını vermeniz dileğiyle…

Türkçe
Internet
Yazılım
Programlama
Blockchain
Recommended from ReadMedium