Ayrton Senna: Tanrının Bahşettiği Hak
Bazı sporcular, yalnızca kendi dallarında iz bırakarak yetinmez, spor tarihine de damga vururlar. Michael Jordan, Diego Maradona, Roger Federer, Tom Brady, ve elbette G.O.A.T teriminin esin kaynağı diyebileceğimiz Mohammed Ali, bu isimlerden birkaçı. Formula 1’de ise, akımın temsilcisi Ayrton Senna’ydı, ve başarısının ipuçları kariyerinin ilk adımlarında gizli. 94’te ölümüne sebep olan kazasının 27. yıl dönümünde, kötü anılar yerine iyileri hatırlamak daha iyi bir seçim olabilir.

4 yaşında ilk kez karting aracına oturan ve 13’ünde profesyonel kariyerine başlayan Ayrton, zamanla ikincilikler elde etmeye başladı ve farkına vardığı ilk şey bunun yeterli olmadığıydı.
Hayatı boyunca bakındığı kişisel limitlerini, genç yaşlarında dilini bile bilmediği İngiltere’ye taşınarak aramaya başladı. Birkaç yıl içinde, British Formula 1600 ve Formula 3 serileriyle birlikte, prestijli Macau Grand Prix’sini de kazanarak büyük takımların ilgisini çekecekti.

Ayrton, yıllar sonra trajik şekilde yollarının birleşeceği takımın sahibi Frank Williams’a, bir yemekte şöyle der:
“Bak, herkes benle kontrat imzalamak ister!”
O zamanların karizmatik patronu Frank ise, oralı bile olmaz. Ancak suratına kapıyı çarpmak yerine, bir test yapmayı teklif eder ve ikili Temmuz 83’te Donington Park için sözleşirler.
İyi bildiği pistte ilk kez bir F1 aracına oturan Ayrton, takımın mevcut pilotları Keke Rosberg ve Jacques Laffite’den daha hızlı turlar atar ve pist rekorunu da kırar. Fakat, iki sürücüsünün de kontratı devam eden Frank, etkilenmekle yetinir.

Ekim ayında, benzer kader McLaren’la da yaşanır. Takım patronu Ron Dennis’in test sonrası verdiği röportajda, yalnızca beden dilini izleseniz dahi ne kadar kafasının karıştığını hissedebilirsiniz. McLaren’in, 1984 için Niki Lauda ve Renault’dan yeni gönderilen Alain Prost’la anlaşması vardır. Olsa olsa Ayrton’a F2’de bir koltuk teklif edebilirler, ama Brezilyalı zaten başka takımlarla da görüşme halindedir.

Brabham, bu takımlardan biriydi ve başında tarihin en patavatsız cimrisi Bernie Ecclestone vardı. Ama yaptığı teklife, daha patavatsız bir cevap aldı. Ayrton, “Benim şu ana kadar başardıklarımı ödüllendirmiyorsun, teklifi yükseltirsen tekrar düşünürüm.” diyerek rest çekti. Zaten, Kasım ayında yaptıkları testte de işler çok iyi gitmedi ve kendisini takımda istemeyen Piquet’den 2 saniye yavaş kalınca, bu hikaye de başlamadan sona erdi.
Ayrton, birkaç ay önceki McLaren testiyle aynı gün, ufak bir takım olan Toleman’la da sürüş yapmıştı. Onlar, büyükler gibi değildi ve kendisini yarıştırmaya daha çok istekliydi. İleride Benetton’a ve Renault’ya evrildiklerinde Schumacher ve Alonso’yla yapacaklarına benzer şekilde, arka sıralarda yetenekli bir genç pilotla fark yaratabileceklerinin farkındalardı.
Haklı da çıktılar. Ayrton, ilk yılında bitirdiği altı yarışın beşinde puan aldı ve tartışmalı Monako GP’si de dahil olmak üzere 3 kez podyuma çıktı.

Altı kez mekanik sorunla yolda kalırken, yalnızca iki yarışta kaza yaptı, ki bunlardan biri çok ilginçti.
F1 tarihinin en vahşi yarışı olarak gösterilen ve Dallas’ta yapılan 84 ABD Grand Prix’sinde, spin atarak en geriye düştü. Buna rağmen en geriden tırmanıp puan barajını zorlarken, aracın arkasını duvara sürterek yarış dışı kaldı. Ayrton garaja döndüğünde, gelmiş geçmiş en sıradışı bahaneyi öne sürecekti: “Duvar yerinden oynamış olmalı!”

“Hayatım boyunca her türlü sürücü bahanesini dinledim, ama bu ilkti. Ayrton, Ayrton’luğunu yapıyor gibiydi ve beraber kaza yerine bakmaya gittik. Gerçekten de haklıydı!
Burası beton bloklarla çevrili bir pistti ve gördüğümüz kadarıyla, duvarın en sonuna çarpan biri yüzünden birkaç milimetrelik bir oynama olmuş. O birkaç milimetre, duvara vurmakla vurmamak arasındaki farktı işte.”
— Pat Symonds, Toleman
1989 yılı yılbaşında katıldığı bir TV programında, sunucu kız mutlu yıl dileme bahanesiyle sonraki seneleri saymaya ve Senna’yı her seferinde öpmeye başlamıştı. “Sana mutlu bir 89 senesi diliyorum, ve 90, ve 91, ve 92, aynı zamanda 93...”
Sunucu kız, 94 diye devam etmiyor ve bildiğiniz gibi Senna o yıl hayatını kaybedeceği kazayı yapıyor. Ben de bu paragrafı devam ettirmemeyi tercih edeceğim…

“Bir gün ölümcül bir kaza yaparsam, ölümün tek seferde olmasını tercih ederim, tekerlekli sandalyede oturmak istemem.”
— Ayrton Senna
Senna, sadece hızıyla ve keskin sürüşüyle değil, henüz bir çaylak bile olmadığı sporun en güçlü isimlerine taviz vermemesiyle ve kendisine olan inancıyla da herkesi peşinde sürükledi. Pistte tartışmalı şekilde acımasızdı, ama dışarıda ihtiyacı olan insanlara elini uzatmaktan da geri durmadı. Kazandıkça büyüdü, büyüdükçe mütevazileşti, ve kaybederken bile fark yarattı. “God-given right to win” sözü, ona bahşedilen en uygun sıfattı belki de.
“Eğer tanrı sizin tarafınızdaysa, her şey daha nettir. Ama bu bile sizi ölümsüz yapmaz.”

Bu yazının daha kısa ve benzer bir versiyonu, Aposto!’nun 3 Mayıs 2021 tarihli bülteninde yayınlanmıştır.
…
Okura Not
Değerli okur, bu yazıyı beğendiyseniz, Facebook Login ile saniyeler içinde Medium’a üye olup clap atarak çalışmalarıma destek olmanız çok değerli...
Ayrıca, bir süre önce Formula 1 ve Motorsporları konusunda kaliteli yazılar barındıran bir Publication açtım. Sayfayı veya beni takip edebilir, yazar olmak isterseniz Twitter’dan bana ulaşabilirsiniz.
https://twitter.com/talharslan22






